ARA
    Biz Kimiz   Hizmetlerimiz   Egitimler   Etkinlikler   Blog   Sizden Gelenler   Basın   Referanslar   İletişim

Yazılar

LİDER ÖĞRETMENLER
 
 Okulun amacı, kendi kendine yeten, özgüvenli, düşünen, üreten, problem çözebilen, sosyal, ruhen ve bedenen sağlıklı bireyler yetiştirmektir. Bu amacı gerçekleştirmedeki en önemli görev şüphesiz öğretmenlere düşmektedir. Ancak artık öğretmenler bambaşka bir kuşakla karşı karşıya. Öğrenciler, eski öğrenciler değil.
 
Devamı için tıklayınız.
 
“AYNI BABASI GİBİ KIPIR KIPIR”
 
 İnsanlar neden DEHB’li oluyor?
 
Devamı için tıklayınız.
 
ERGENLİKTE HAYATTA KALMA KILAVUZU
 
 Ergenlik zor iş cidden. Sonuna kadar haklısın. Daha sen kendini anlamazken, sana neler olduğunu kavramaya çalışırken bir de kalk kendini annene, babana, öğretmenine, arkadaşlarına anlat. Gerçi arkadaşların seni en çok anlayanlar olsa gerek. Anne-babansa düşmana mı dönüştü yoksa. Yok yok… Dönüşmedi… Hepsi o inşaat halindeki beyninin bir oyunu sana
 
Devamı için tıklayınız.
 
SİZE İYİ GELECEK OKUL SEÇMEK...
 
 Sürekli değişen eğitim sisteminde anne babaların en önemli seçimlerinden biri haline geldi okul seçimi, gerek anaokulu seçimi gerek lise seçimi gerekse üniversite seçimi her biri başlı başına önemli.    
 
Devamı için tıklayınız.
 
ERGENLİĞİN ÜÇ EVRESİ
 
 “Ergenlik” deyip geçiyoruz ama ergenliğin de kendi içinde ayrıldığını biliyor musunuz? Çocukluktan çıkıp yetişkinliğe doğru ilerlerken, hızlı bir bedensel, ruhsal ve sosyal değişimden geçerken farklı farklı evrelerden geçiyor. Tüm bu dönem boyunca çocuklar genel olarak sinirli, aklı havada ve asi görünse de, aslında her evrede farklı değişimler ve dönüşümler yaşıyorlar.
 
Devamı için tıklayınız.
 
AKTİF GENÇLERE AKTİF YAZ TATİLİ ÖNERİLERİ
 
 Her öğrenci gibi sizin de çocuğunuz yaz tatili için geri sayıma çoktan başlamış olmalı. O iple çektikleri, dört gözle bekledikleri yaz tatili geldiğinde ise yaptıkları tek şey vücutlarının bir parçası haline gelen cep telefonları ile mesajlaşmak, elektronik oyun oynamak, ekranın her türü ile ilişki halinde olup sosyal ilişkilerini sanal seviyede tutmak… Öyle değil mi? Böyle yapmayan gençler de var biliyorum. Ama maalesef yaz tatilini, hele de yoğun bir okul dönemi, TEOG stresi, LYS-LGS stresi ardından, yan gelip yatmak olarak değerlendirmeye belki de hakları var. Arkadaşları ile geç saatlere kadar takılıp, öğlene kadar uyuyacaklar… Sizin yapmanız gereken ise aslında aktif geçecek bir tatilin kendisini daha iyi hissettireceğini anlamasını sağlamak.   Öncelikle sizin de kabul etmeniz gereken çocuğunuzun yaz tatilinde tembellik yapmaya da ihtiyacı olduğu. Gençlerle çalışan bir koç olarak benim size önerim sizin ve onun istekleri arasında bir denge kurmak. Bunun nasıl bir şey olacağını soruyorsanız... Onunla birlikte baş başa verip genel bir plan üzerinde uzlaşmak. Çok basit aslında. Bir gencin gelişimine yardımcı olacak  yaz tatili için ana fikir şu:
 
Devamı için tıklayınız.
 
UYKU BEYNİN GIDASIDIR.
 
“Müzik ruhun gıdası” sözünü duymuş muydun? Aslında senin için bu söz “Uyku beyninin gıdası” olarak değiştirilmeli! Sen ne yaparsan yap uykusuz bir beyin sana daima önce uyku der. 
 
Devamı için tıklayınız.
 
ÇOCUĞUNUZU TAKİP ETMENİZ NE KADAR DOĞRU?
 
Bir yerde oturuyorsunuz; arkadaşlarınızla bir kahve içiyorsunuz ya da bir yemektesiniz. Birden arkadaşlarınızdan birine bir şey oluyor ve eline telefonunu alıp çocuklarının nerede olduğuna bakıyor. İstediği yerde değilse hemen çocuklar aranıyor ve ortamda gergin bir rüzgar esmeye başlıyor. Sesler yükseliyor ve çatışma başlıyor.  
 
Devamı için tıklayınız.
 
ERGEN JARGONU
 
Mesleğimden dolayı gençlerle iletişim içinde olmaktan dolayı mutlu olduğumu ve kendilerine özgü bir dilde konuşmalarına bayıldığımı söylemiştim. Kim bilir belki onlara bazen doğru Türkçe kullanmadıkları için kızıyor, çoğunlukla da anlamıyorsunuz.
 
Devamı için tıklayınız.
 
“NEYSE CANIM, SONRA YAPARIM” DİYENLERDEN MİSİNİZ?
 
Çok güldüğüm bir tişört üstü yazısı görmüştüm:   “Bir erkek yapacağını söylemişse yapacaktır. Her 6 ayda bir hatırlatmanıza gerek yok!” 
 
Devamı için tıklayınız.
 
ÖĞRENCİLERİNİN YÖNETİCİ İŞLEVLERİNİ GELİŞTİRMEK İSTEYEN ÖĞRETMENLERE STRATEJİLER
 
Çocuklarınızın ve öğrencilerinizin kendi sorumluluklarını yüklenebilmeleri, hatta hayatlarını düzenleyebilmeleri için yönetici işlevlerini bilinçli olarak harekete geçirmeleri gerekir.  
 
Devamı için tıklayınız.
 
ZAMANINI YÖNETEMEYEN DEHB’LİLER ZOR ZAMANLARI NASIL ATLATIR?
 
Zaman uçup gidiyor sözüne en çok DEHB’liler inanır sanırım. Bir şeyi kontrol altına alamıyorsanız parmaklarınız arasından uçup gider… İşte DEHB’liler için zamanın tanımı bu olsa gerek: Parmaklarımın arasından uçup giden şey… 
 
Devamı için tıklayınız.
 
ERGENLER NE DER, ASLINDA NE KASTEDER?
 
 Ergence diye bir dil var malumunuz. Kendilerine özgü kelimeleri, kendilerine özgü şakaları, kendilerine özgü kısaltmaları var. Üstelik tam birkaç kalıbı öğrendim, kullanayım diyorsunuz, bir bakmışsınız artık demode kalmış.
 
Devamı için tıklayınız.
 
AKLI İKİ KARIŞ HAVADA DİYORSUNUZ! PEKİ YA KALBİ?
 
 Hepimizin ağzında bir ergenlik dönemidir söylenip duruyoruz. Bunu yüksek sesle dile getirdikçe ergenler için de iyi bir mazeret üretmiş olduk bence. 
 
Devamı için tıklayınız.
 
BAZI DERSLERDE ZORLANIYORSA BELKİ DE HENÜZ SOYUT DÜŞÜNEMİYORDUR…
 
Ergenlik döneminde gençlerin beyinlerinin bir inşaat sahası gibi olduğundan bahsetmiştim. Fiziksel değişimlerinin yanı sıra bilişsel değişimlerini tamamlamaları da bir süre alıyor.   
 
Devamı için tıklayınız.
 
YA DEHB’Lİ ÇOCUĞUNUZUN KARNE NOTLARI DÜŞÜKSE…
 
Ara tatil dönemi yaklaştı. Öğrenciler, ilk dönemdeki performanslarını değerlendiren karnelerini alacaklar. Sosyal medyanın elinde karnesi, takdir ya da teşekkür belgesi olan öğrenci resimleriyle dolmasına sayılı günler kaldı! Peki ya sizin çocuğunuz? Onu nasıl bir karne bekliyor? Kapasitesini tam anlamıyla ortaya koyamadığını, karnesinin gerçek potansiyelini yansıtamadığını mı düşünüyorsunuz?
 
Devamı için tıklayınız.
 
ERGENLER İÇİN BAŞARININ YOLU: UYUM SAĞLAMA YETENEĞİ
 
 Gençlere aktarmaya çalıştığımız en önemli yaşam becerilerden biri de esneklik. Hayatın ve koşulların bu kadar hızlı değiştiği bir çağda hayatta kalmak  ve hayatı  sürdürebilmek“uyum sağlama” becerisi her insan için olduğu kadar gençler için de  önemli bir beceridir.
 
Devamı için tıklayınız.
 
ERGENLER İÇİN KULLANIM KILAVUZU – ERGEN2016
 
  Tebrikler! Bir ERGEN2016 sahibi oldunuz. Lütfen kullanmaya başlamadan önce, kullanım şekli, yaşanabilecek muhtemel sorunlar ve garanti koşulları gibi önemli konuları bulabileceğiniz bu kılavuzu dikkatle okuyun.
 
Devamı için tıklayınız.
 
GENÇLERİN YENİ TUTKUSU: QUİDDİTCH SPORU
 
Gençlerle ve ergenlerle çalışmaktan çok keyif alıyorum ve hatta onlarla koçluk çalışması yaparken, ben de onlardan birçok şey öğreniyorum. İşte quidditch de öğrencilerim sayesinde öğrendiğim şeyleden biri.  
 
Devamı için tıklayınız.
 
BİR DEHB’LİNİN İTİRAFLARI: “DEHB GÖKKUŞAĞI GİBİ… HER RENK VAR”
 
Esra Polat. O bir DEHB’li. Yerinde duramayan, içi içine sığmayan, aynı anda koltuğunda birden fazla karpuz taşıyan…  Kafasında sürekli yeni fikirler, projeler ve bunları hayata geçirmek için bitip tükenmeyen bir enerjisi var. 
 
Devamı için tıklayınız.
 
LÜTFEN ANNE-BABALIK AYARLARINIZI KONTROL EDİNİZ! DOĞRU OLMAYABİLİR…
 
Anne Baba olmanın en zor tarafı  “Bir şeyin nasıl doğru yapıldığını bilmenize rağmen yanlış  yapılmasına izin vermektir.”
 
Devamı için tıklayınız.
 
WHATSAPP ANNELERİ
 
Çocuklarımız birer teknoloji kurduna dönüşürken, bizim kuşak onlardan geri mi kalacaktık? Elbette, hayır. Şöyle bir çevrenize bakın, belli bir sosyoekonomik seviyedeki herkesin akıllı telefonu var. Anneanneler, babaanneler, dedeler bile internette; torununun gönderisini layklıyor, onunla skypedan görüşüyor, sabahları whatsapp’dan yetiştirdiği sardunyanın fotoğrafını yollayıp günaydın diyor! 
 
Devamı için tıklayınız.
 
BİR ÖĞRETMENİN EN ETKİLİ SİLAHI: GÜLÜMSEMEK
 
Size “İyi bir öğretmenin özellikleri nelerdir?” diye sorsam, birçok şey söyleyebilirsiniz eminim. Öğrettiği konuya hakim olmalı, öğrenciyi motive edebilmeli, düşündürmeli, sosyal ve duygusal iletişimi kuvvetli olmalı, adil olmalı, işini sevmeli, yeniliğe açık olmalı…  
 
Devamı için tıklayınız.
 
ERGEN ÇOCUĞUNUZUN MUTLAKA CEVAPLAMASI GEREKEN 3 SORU
 
Yeni kuşak harika donanımlı! En az bir spor dalıyla ilgileniyor, bir müzik aleti çalıyor, bir yabancı dil konuşuyorlar. Kendilerini çok güzel ifade ediyor, kalabalıklar önünde bizim kuşak gibi ezilip büzülmüyorlar. En azından anne-babalar, okullar böyle yetişsinler diye ellerinden geleni yapıyorlar…    
 
Devamı için tıklayınız.
 
ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ YAŞAYAN ÖĞRENCİLER İÇİN HAYATI KOLAYLAŞTIRAN UYGULAMALAR
 
Okullar açıldı, öğrenciler okula döndü. Öğrenme güçlüğü yaşayan çocukların anne-babalarını da aldı mı bir telaş? Acaba dinleme, konuşma, yazma ve akıl yürütme problemleri yaşayacak mı?
 
Devamı için tıklayınız.
 
ERGEN ÇOCUĞUNUZUN PARA HAKKINDA BİLMESİ GEREKENLER
 
Çevremden duyuyorum, görüyorum: çocuk bir alışveriş merkezine gitmeye görsün “şunu da al, bunu da al” diye tutturuyor. Sonunda, anne babanın canına tak ettiği noktada ağızlardan “paramız yok, alamam” dökülüveriyor. Bu sefer çocuk “kredi kartıyla al o zaman” cevabını yapıştırıyor. E tabii kredi kartı sonsuz bir kaynak. Sözün bittiği yer…
 
Devamı için tıklayınız.
 
YAŞAM BOYU ÖĞRENCİ KALABİLEN ÖĞRETMENLERE SELAM OLSUN…
 
Dünya değişiyor, yaşam tarzları değişiyor, ihtiyaçlar değişiyor, meslekler değişiyor, insanlar değişiyor… Ama… Evet, maalesef eğitim sanki genel olarak yerinde sayıyor. Oysa artık öğrenciler okuldan mezun olduklarında farklı yetkinlikleri olması bekleniyor.
 
Devamı için tıklayınız.
 
ÖĞRENMEYE GİDEN YOL TUTKUDAN GEÇER. GERİSİ İSE TEFERRUAT…
 
 Her şey değişip evrilirken, eğitim yöntemleri de yerinde saymıyor haliyle. Her geçen gün öğrenciler ve öğrencilerin ihtiyaçları değişiyor, dolayısıyla eğitim yöntemleri de bu değişime uyum sağlayacak şekilde gelişiyor. 
 
Devamı için tıklayınız.
 
TABULARI YIKMAK KEŞKE DEMEKTEN İYİDİR! HELE DE SÖZ KONUSU BİR ERGENSE…
 
Çoğu zaman ergen aklı deyip geçtiğimiz küçücük şeylerin arkasında esen dev fırtınalara yakından şahit olmak bana çok şey öğretti. 
 
Devamı için tıklayınız.
 
BİR DEHB’Lİ İÇİN BAHAR TEMİZLİĞİ NEDEN ZORDUR?
 
Hani uzun bir süre evin derinliklerine kadar girmez, elimize geçeni bir gün düzenlerim diye evin bir köşesine atarız… Sonra da ev, çöp eve döndü diye söylenir dururuz. Sonra bir gün gelir o dağınıklık basar bizi, toparlanmaya başlarız. Bunu neden saklamışım ki, böyle bir şeyim olduğunu bile hatırlamıyorum’larla dolu geçen saatler ardından poşet poşet evi boşaltırız ya… Yazmak bile rahatlattı. Uzun süredir yapmadıysanız şimdi kolları sıvayın derim.
 
Devamı için tıklayınız.
 
ERGEN ÇOCUĞUNUZ SU KAYNATMADAN ÖNCE… SÖYLEMEKTEN VAZGEÇMENİZ GEREKENLER
 
 Arkadaşım kızının okulda oynadığı “Ah Şu Büyükler”  adındaki, gençlerin anne-babaları ile ilişkisinde kelime seçiminin ne kadar büyük fark yarattığına vurgu yapan, tiyatro oyunundan bahsetti. 
 
Devamı için tıklayınız.
 
ÖĞRENCİNİZİN ÖDEVİNİ LAYKLAMAYA HAZIR MISINIZ?
 
Günümüzde, neredeyse çocuklar doğar doğmaz bir sosyal medya hesabı açılıyor! Anneanne ve babaannelerin girişiyle Facebook eski cazibesini kaybetse de,  Instagram, Snapchat, Tumblr, Vine ve Twitter ortaokul ve lise çağındaki öğrencilerin vazgeçilmezi.
 
Devamı için tıklayınız.
 
KAZARA GELEN BAŞARILAR
 
Tesadüfen başarıya inanır mısınız? Olmaz öyle şey, değil mi? Çünkü başarı kazara gelen bir şey değildir; çok çalışmayı, azimli olmayı, fedakarlık yapmayı, yaptığı şeyi severek yapmayı gerektirir…   
 
Devamı için tıklayınız.
 
KAFAMIN İÇİ ADETA BİR LUNAPARK!
 
  KAFAMIN İÇİ ADETA BİR LUNAPARK!     Bir DEHB’linin Beynine Yolculuk     Sürekli konuşan, fikir üreten, gürültülü, hızlı çalışan ancak bu fikirleri organize edemeten bir beyniniz var. Her telden çalan, cızırtılı bir radyo gibi. Frenleri iyi tutmayan süper hızlı spor bir araba gibi. Bardaktan boşanırcasına yağan bir yağmurda bozuk silecekle araba kullanmaya çalışmak gibi. Yoğun, hızlı, renkli ve karışık.  
 
Devamı için tıklayınız.
 
DİKKAT! ÖĞRENİYORUM!
 
  DİKKAT! ÖĞRENİYORUM!   Evet dikkat ile öğreniyoruz…   Çocuğunuz youtube’da bir videoya takıldı kaldı. Gözünü ayırmadan izledi,  hatta başa alıp tekrar izledi.  Öyle ki, biraz sonra heyecan içinde size videoyu anlatırken neredeyse kelimesi kelimesine videoyu ezberlemişti.  
 
Devamı için tıklayınız.
 
“TAM AYDINLANICAM… BI GÜLME GELİYOR!”
 
Çocuklarda Duygusal Denge İçin Farkındalık Egzersizleri   Hem anne babaların, hem de çalıştığım öğrencilerin bana en çok sorduğu soru: Sınav kaygısını ya da heyecanını nasıl yeneceğiz? Hazırsanız, şimdi sihirli formülü veriyorum. Farkındalıkla…
 
Devamı için tıklayınız.
 
“BİR AN İYİYİM… BİR AN KÖTÜ… N’OLUYO BÖYLE?” Ergenlikte Duygular
 
Bu yazıyı okumaya başladın. Teşekkür ederim. Ama duygularınla ilgili bir yazıyı okumak sana kendini nasıl hissettiriyor? Neler yazdığını merak ediyor musun? Bir şeyleri çözümlemene yardım edebileceğini düşünüyor musun? Yoksa çok sıkıcı bir konu, sırf annen ya da bir büyüğün oku dedi diye mi okuyorsun?  Belki de arkadaşınla mesajlaşmak yerine buraya takılıp kalmak canını sıkıyor? 
 
Devamı için tıklayınız.
 
ODAĞI UZUUUUUUN BİR SÜRE KORUYABİLMEK HAYAL Mİ?
 
 Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olanların en büyük dertlerinden biri de “odaklanma” ya da “odağını koruma”.  Adı üstünde:  “dikkat eksikliği”. 
 
Devamı için tıklayınız.
 
BİR ERGENİ KABUĞUNDAN ÇIKARTMAK
 
Ergenlikte dış görünüş gibi huy da değişir. O her şeyi size anlatan çocuk ketumlaşmış, neşe saçan çocuk öfke küpüne dönüşmüş olabilir. Aynı şekilde sosyal ilişkilerinde rahat olan çocuk da yerini başkasının gözünün içine bakamayan, iki laf edeceği zaman kızaran bir gence dönüşebilir. Panik yok, kişinin fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak sil baştan şekillendiği ergenlik döneminde “utangaçlık” ve buna bağlı olarak kendini ifade edememe ve sosyal ortamlardan kaçınma gibi davranışlar oldukça yaygındır.   
 
Devamı için tıklayınız.
 
MÜKEMMEL DEĞİLİM AMA YETERİNCE İYİYİM… YAPABİLİRİM!
 
Her şeyin doğrusunu o biliyor, hatta bazen bu bilmişliği ukalalık seviyesine bile varabiliyor.  Her konuda bir fikri var. Şöyle bir giyinip, kuşanıp saçları da jöleledi mi, havasından geçilmiyor. 
 
Devamı için tıklayınız.
 
“İYİ Kİ BEN, BENİM!”
 
Öz saygı kendinizi her halinizle, dış görünüş olarak ya da içsel güzellik olarak beğendiğinizi ifade eder. Bunu pozitif ya da yüksek öz saygı olarak da ifade edebiliriz.
 
Devamı için tıklayınız.
 
ÖFKELİYSE, VAR BİR NEDENİ!
 
 DEHB’li bir çocuk zaman zaman sınırlarınızı zorlayabilir. Anlam veremediğiniz huysuzluklar ve öfke nöbetleri “sabrın sonu selamettir” sözünü size unutturabilir.
 
Devamı için tıklayınız.
 
ÇOCUĞUNUZ KENDİSİNE KARŞI ACIMASIZ MI, ANLAYIŞLI MI?
 
Bir arkadaşım, kendi doğum gününde facebook duvarına şöyle yazmış:   “Sevgili Ben. Mutlu yıllar sana. Bir yılı daha devirdin şu hayatta. Şükür ki; sağlığına şükreden, minik mutluluklarla şenlenen, sevginin gücüne inanan bir insan oldun. Ne mutlu ki ben de seni daha yeni tanıyorum. Seni artık daha iyi anlıyorum. İyi ki varsın canım kendim”.  
 
Devamı için tıklayınız.
 
MARKA GİYMEK ÇOK HAVALI (MI ACABA?)
 
Bir arkadaşımın ilkokulda okuyan 2 oğlu yeni başladıkları okulda herkes ünlü yabancı bir markanın (reklam olmasın diye marka ismi vermiyorum) çekçekli çantalarını kullandığı için severek kullandıkları yepyeni sırt çantalarından bir çırpıda vazgeçip “o” çantadan almak istemişler. 
 
Devamı için tıklayınız.
 
DENEYEN ÖĞRENCİLER, DÜŞÜNEN NESiLLER!
 
Son dönemde sosyal duygusal öğrenmenin önemine dair yazdım, anlattım. Ancak her geçen gün öğrenme ve öğretme teknikleri de ihtiyaçlara uygun şekilde gelişiyor, değişiyor.
 
Devamı için tıklayınız.
 
DEHB’Lİ ÇOCUĞUNUZA KİTAP OKUMAYI SEVDİRMEK
 
Her şeyi ekrandan yapmaya alışkın şimdinin çocuklarına kitap okutmak zaten zor. Bir de DEHB’liyse ?
 
Devamı için tıklayınız.
 
BİR ERGEN, MIŞ GİBİ YAPARAK BAŞARI KAZANABİLİR Mİ?
 
O mini minnacık poğaça gibi ellere, ayaklara ne oldu? Gelip “hadi oynayalım” diyen, yatağınıza girip koynunuza sokulan çocuğa ? 
 
Devamı için tıklayınız.
 
TEKNO GENÇLER
 
“Evladım bırak o telefonu elinden. Vücudunun bir uzantısı oldu artık” benzeri bir cümle, herhalde bir ergen bulunan evlerde en sıklıkla kullanılan cümlelerden   
 
Devamı için tıklayınız.
 
HER ÇOCUK KEMAN ÇALABİLİR Mİ?
 
Suzuki Metodu olarak bilinen müzik öğretim yöntemini geliştiren Shinichi Suzuki’ye göre evet!
 
Devamı için tıklayınız.
 
DEHB'Lİ ÇOCUKLAR İÇİN UYGUN HEDİYELER
 
 Hediye vermek ve sevdiklerinizi sevindirmek dünyanın en güzel şeyi. Hediye almak, hele de çocuksanız paha biçilemez bir duygu. Ama DEHB’li bir çocuğa hediye almak biraz düşünmenizi gerektirebilir.
 
Devamı için tıklayınız.
 
TEK BİR BAKIŞINIZ ONUN HAYATINI DEĞİŞTİREBİLİR!
 
Gelişim psikoloğu Edward Tronick Çocuk Gelişimi Araştırmaları Grubu’nun yıllık toplantısında meslektaşları ile birlikte gerçekleştirdiği bir deneyi ve sonuçlarını paylaşır. 
 
Devamı için tıklayınız.
 
ASLOLAN YÜREĞİNİ KOYMAK: GİRİŞİMCİ ÖĞRETMENLER!
 
Öğretmenler iyi bilir. Bir çocuğa fırsat verirseniz ve iyi bir eğitim sağlarsanız harikalar yaratır. Bugünün çocukları yarının yetişkinleri ise bunu herkes için genellemek mümkün.
 
Devamı için tıklayınız.
 
DAHA FAZLA ERGEN GİRİŞİMCİ! AMA NASIL?
 
“Z’leri tutabilene aşk olsun” demiştim geçen yazıda. Evet, şimdiki gençler harika olmasına harika da Z kuşağının hepsi erken yaşta girişimci olmuyor. Sadece belli bir kısmı filiz verecek cesareti buluyor. Hangileri mi? 
 
Devamı için tıklayınız.
 
“Z’LERİ TUTABİLENE AŞK OLSUN: HUZURLARINIZDA ERGEN GİRİŞİMCİLER!
 
Kuşak farklılıkları, anne-baba-çocuk çatışmaları… Bitmedi. Bitmeyecek. Biz anne-babalarımızın sosyal medya hesabı olmasını nasıl şaşkınlıkla karşılıyorsak bizim çocuklarımız da olmamasını o derece şaşkınlıkla karşılıyorlar. Onlar yeni nesil çocuklar. Z kuşağı çocuklar. Teknolojinin içine doğmuş çocuklar. Dünyada ne olup bittiğinin erken yaşta farkına varan, bilgiye kütüphanelerde ansiklopedi sayfaları arasında değil bir tuşa basarak ulaşan çocuklar. Zihinsel ve psikolojik açıdan daha hızlı gelişiyorlar. Özgüvenleri oldukça yüksek. Sosyal statüye önem veriyorlar. Akıllı telefon, tablet, internet olmadan yaşayamıyorlar. Sandığımızın aksine aslında ekranlara yapışık yaşadıkları için daha analitik düşünebiliyorlar. Evet, yüz yüze iletişim kurmak yerine mesajlaşıyorlar ama bizlerden daha girişimci oldukları, daha iyi iş kurabildikleri de göz ardı edilemeyecek bir gerçek.  
 
Devamı için tıklayınız.
 
EMPATİNİN AZI KARAR, ÇOĞU ZARAR
 
Evet, empatik davranmak harika bir şey… İletişimi kuvvetlendiriyor, birbirini anlayan insanlar ortaya harika sonuçlar çıkarıyorlar. Peki ama empatiyi yaşam biçimi yapanlar zaman zaman bir gönül yorgunluğu yaşamıyorlar mı? Otomatik olarak yaptıkları bu “başkasının gözünden bakma” işi, bir süre sonra empatik davranan için ağır gelmeye başlamıyor mu? Evet, maalesef geliyor. Çünkü kişi kendisini ikinci plana atıyor, “benim gerçek duygum ne?” diye sormayı unutuyor. Ve bu da bir süre sonra kişide psikolojik bozukluklara yol açıyor. 
 
Devamı için tıklayınız.
 
MUTLU MUYUM? MUTLU MUSUN? MUTLULAR MI?
 
Sokakta yürürken, toplu taşıma araçlarında, sinemada, restoranda gördüğünüz insanların yüzleri nasıl? Sizce mutlular mı? Gözlerinin içi ışıldıyor mu?
 
Devamı için tıklayınız.
 
ÖĞRENCİLERİNİZE EMPATİYİ ÖĞRETMEK İÇİN, ÖNCE AYNA KARŞISINA!
 
İzleyerek ve taklit ederek öğrenme, çocukların en önemli öğrenme yollarından biridir. Bu sebeple, öğretmen olarak kendi empati becerilerinizi de gözden geçirmeniz, aynada şöyle bir kendinize bakmanız gerekiyor. Öğrencilerinizle, velinizle, diğer öğretmen arkadaşlarınızla iletişiminiz nasıl? 
 
Devamı için tıklayınız.
 
ÖĞRENCİLERİNİZE “SADECE BEN” YERİNE “BİZ” DEMEYİ ÖĞRETEBİLMEK -2
 
ÖĞRENCİLERİNİZE “SADECE BEN” YERİNE “BİZ” DEMEYİ ÖĞRETEBİLMEK
 
  “Mutlu ve hayata ‘bütünüyle hazır’ öğrenciler için, öğrencilerinize akademik bilginin ötesini de öğretin” demiştim. 
 
Devamı için tıklayınız.
 
DEHB’Lİ OKULA, ANNE-BABALAR GÖREV BAŞINA!
 
  Okullar açıldığından beri DEHB li çocukların  Anne-babaları  biraz daha telaşlılar:   
 
Devamı için tıklayınız.
 
DEHB HAKKINDA 7+1 GERÇEK
 
Aslında dikkat eksikliği hiperaktivite yeni keşfedilmedi. 1900’lerden beri biliniyor sadece adı sürekli değişiyor. 
 
Devamı için tıklayınız.
 
BİR ERGENİN BEYNİNİ AÇIP, BİLGİLERİ İÇİNE YERLEŞTİREBİLİR MİSİNİZ?
 
Öğretmenseniz daha iyi bilirsiniz… Ortaokul, lise sıraları öğrenme sorunları yaşayan, öğrenilmiş çaresizlik içinde kıvranan, her an sıkılan, stres altında, belki de biraz depresif gençlerle dolu. 
 
Devamı için tıklayınız.
 
OYSA ÇOCUĞUNUZUN BEYNİ İNŞAAT SAHASI GİBİ…
 
  “Sürekli itiraz ediyor.” “Sakin sakin oturup konuşamıyoruz.” “Neden bir yetişkin gibi davranamıyor?”
 
Devamı için tıklayınız.
 
BEYNİM HENÜZ YAPIM AŞAMASINDA!
 
  Her an yanında olan, her düştüğünde elinden tutup seni kaldıran, sen mutlu ol diye seni el üstünde tutan annene neler oldu böyle? 
 
Devamı için tıklayınız.
 
DEHB’Lİ İŞ BAŞINDA!
 
İş ilanlarına şöyle bir göz atın, “organizasyon becerileri olan, insan ilişkilerinde başarılı, zaman yönetimini bilen, muhakeme yeteneği kuvvetli” elemanlar aranıyor!    
 
Devamı için tıklayınız.
 
GİZLİ KAHRAMAN “ÇABA”, ALKIŞLANAN “BECERİ”ye KARŞI!
 
  Geçen gün yan masada 7-8 yaşlarında bir grup çocuk sohbet ediyorlardı. Bir tanesi: “İlla ki birinci olmam gerekmez. Esas önemli olan çaba göstermem ve eğlenmem” dedi. Diğerleri çok ciddi ifadelerle, kafalarını sallayıp onu onayladılar.  
 
Devamı için tıklayınız.
 
BAŞARILI OLUP OLMAYACAĞIMIZI “NASIL DÜŞÜNDÜĞÜMÜZ” BELİRLER
 
Hayatımızı şekillendiren düşünce kalıplarımız   Daha önceki yazılarımda beynimiz için “müdür” demiştim! Evet, her şeyi organize eden, geçmişten aldığı derslerle geleceğe şekil veren, idare eden, yönlendiren bir müdür…   Ama peki ya bu müdür büyümeye, gelişmeye açık değilse? Yani biraz “sabit” fikirliyse? Gelin ne demek istediğimi açıklayayım:
 
Devamı için tıklayınız.
 
PANİK YOK! ÇOCUĞUNUZ SADECE HARİKA BİRİ ÇÜNKÜ O BİR DEHB’Lİ…-2
 
DEHB’li çocuğunuz için tedavi yöntemleri   DEHB teşhisi koyulmuş bir çocuğunuz var ve siz ne yapacağınızı bilemez haldesiniz. Çevrenizdeki herkes akıl veriyor; kimi ilaç öneriyor, kimi ise kendi tecrübelerine dayanan karanlık tablolar çiziyorlar. Siz hepsine kulağınızı tıkayın. Öncelikle DEHB’nin muhteşem yönleri olan ve yönetilebilen bir farklılık olduğunu bilin.  
 
Devamı için tıklayınız.
 
PANİK YOK! ÇOCUĞUNUZ SADECE HARİKA BİRİ ÇÜNKÜ O BİR DEHB’Lİ…-1
 
 Çocuğunuzun DEHB’li olduğunu nasıl anlarsınız? Nasıl tanı konur?  DEHB’lilerin harika insanlar olduğundan birçok kez bahsettim. Hayatta ne kadar başarılı olabileceklerinden ve olduklarından… Yeter ki DEHB’li olduğunu bilsin ve uygun şekilde tedavi edilsin.  Aksi halde DEHB okulda, işte, sosyal ilişkilerde kendini olumsuz yönde gösterebilir; depresyon can dostunuz olup çıkıverir, madde bağımlılığı zilinizi çalmak için can atan kapı karşı komşunuz olabilir. 
 
Devamı için tıklayınız.
 
HER ŞEY BİR “NEDEN” İLE BAŞLAR! - 6
 
 Ama her şey sizin için önce onu yakından tanımakla başlar… Önce mağaralarda yaşadık. Su ve yiyecek bulmak ve hayatta kalmaktı tek amacımız. Sonra ateşi bulduk, tekerleği icat ettik. Evler yaptık, şehirler kurduk, ektik, biçtik, diktik… Yetmedi üretime başladık. Elektriği bulduk. Telefonu, televizyonu icat ettik. Ürettik, tükettik. Tükettikçe ihtiyaçlarımız arttı. Daha farklı şeyler istemeye başladık. 
 
Devamı için tıklayınız.
 
HER ŞEY BİR “NEDEN” İLE BAŞLAR! - 5
 
İhtiyaçlarımız o neden uğruna yol alma gücü verir… Geçen gün okuduğum bir yazıda “başarı” şöyle tanımlanıyordu: “Yapmak istediğimizle yaptığımızın çakışması”. Ne doğru bir tanım… Kimi para kazanmayı başarı sayarken, kimisi iz bırakan işler yapmayı başarı sayabilir. Kimisi için ödevlerini yapıp sınıf birincisi olmak başarıyken, kimisi için derslerden geçmek başarı sayılabilir. Yani “başarı” diye tanımlanan şeyler o kadar değişken, o kadar kişiye özel ki! Değişmeyen şey ise insanların başarmaya duyduğu ihtiyaç! 
 
Devamı için tıklayınız.
 
HER ŞEY BİR “NEDEN” İLE BAŞLAR! - 4
 
O neden uğrunda yol almanız “Olgunlaşmanıza” bağlıdır…   Çocukluk işte! Bunu söyleyip geçtiğimiz, söylediğimizde farkında olmadan o durumu çocukluğa özel kıldığımız anlar var ya… İşte o anlardan birini hatırlamanızı istiyorum sizden… O her neyse onu yapan çocuğun gözlerindeki parıltıyı, kendine güveni, içindeki merakı, yapma isteğini… Gözünüzün önüne geldi mi? O ışıltıyı nasıl koruyabiliriz? Hatta nasıl daha da parlak hale getirebiliriz?    
 
Devamı için tıklayınız.
 
HER ŞEY BİR “NEDEN” İLE BAŞLAR! - 3
 
Porter & Lawler’a göre mutlu son için BEKLENTİNİZİN ne kadar gerçekleştiği önemlidir... Motivasyon sabah gözümüzü açtığımız andan akşam uykuya dalıp gittiğimiz ana, hatta rüyalarımıza kadar hayatımıza yön verir. İliklerime işlemiş deriz ya… Motivasyon iliklerimize kadar işler… İşte onun için bazı sabahlar kalkmamız için birilerinin bizi yataktan kazıması gerekirken, bazı sabahlar kuşlar gibi cıvıldarız. Bu kuş cıvıltılarını her sabah duyabilmek içinse önce bir amacımızın olması şart. Dünyayı kurtarmak gibi büyük amaçlardan bahsetmiyorum
 
Devamı için tıklayınız.
 
HER ŞEY BİR “NEDEN” İLE BAŞLAR! - 2
 
Locke’a göre o nedenin altında da bir amaç yatar… Neden sabahın köründe kalkıp işe gidiyoruz, hatta bazen ayaklarımızı sürüye sürüye? Neden sınavlara hazırlanıyoruz?Evet! Biliyorum. Geçen yazıma da bu sorularla başlamıştım. Belki bundan sonrakilerde de bu soruları size hatırlatacağım. Yaşımıza bağlı olarak bu iki soru ve onlara verilecek cevaplar çoğumuzun hayatında önemli bir yer işgal ettiği için daha başka soru sormayı planlamıyorum. Bakalım yazı bana başka sorular sorduracak mı ilerleyen satırlarda…
 
Devamı için tıklayınız.
 
HER ŞEY BİR “NEDEN” İLE BAŞLAR! - 1
 
İşte o neden gerçek motivasyonumuzdur…   Neden sabahın köründe kalkıp işe gidiyoruz, hatta bazen ayaklarımızı sürüye sürüye? Neden sınavlara hazırlanıyoruz? Neden kitap okuyoruz? Neden su içiyoruz? Neden yeni kıyafetler almak istiyoruz? Neden doğum günlerini kutluyor, ödevlerimizi yapıyor, saksılarda çiçek yetiştiriyoruz? Neden vazgeçmeden deniyoruz, çabalıyoruz? Neden? Aslında hepsinin temelinde yapmak istediklerimiz ve yapmak istemediklerimiz, ondan da önce ihtiyaçlarımız yatıyor. Neye ihtiyaç duyuyoruz ki tüm bunları yapıyoruz?  
 
Devamı için tıklayınız.
 
UYKUUUUU, BİRAZ UYKU. BÜTÜN İSTEĞİM BUYDU!
 
DEHB’liler nasıl rahat bir uyku çeker?   Şöyle deliksiz bir uyku çekip, sabah tazelenmiş olarak uyanmayı kim istemez ki? Halbuki DEHB’lilerin uykuya dalmada sorun yaşadığı, sonunda uykuya daldıysa bile gece boyunca en az dört kez uyandığı ve bir çoğunun sabahları da erkenden ayağa dikildiği bilinen bir gerçek. E tamam uyumasın, ne güzel erkenden güne başlıyor diyebilirsiniz. Maalesef durum öyle değil. Uykusunu iyi alamamış kişiler gergin, sabırsız ve verimsiz oluyorlar, duygularını kontrol etmekte zorlanıyorlar.  
 
Devamı için tıklayınız.
 
DEHB’Lİ HER GÜN PİLAV YEMEZ…. PEKİ NE YER?
 
DEHB’liler için beslenme rehberi   Bana, DEHB’lilerin nasıl beslenmesi gerektiğini o kadar çok soruyorlar ki! Aslında tüm DEHB’lilerin sıkıntılarını sıfırlayıp, güçlü yönlerinin ortaya çıkmasını sağlayacak sihirli bir reçete verebilmeyi çok isterdim. Ama maalesef herkese birden iyi gelecek tek bir reçete yok. Yine de araştırmalar bazı besinlerin DEHB’nin belirtilerini azaltmada, ruh halini dengede tutmada etkili olduğunu gösteriyor. Bazı besinler ise bu belirtileri tetikliyor, hatta daha da kötüleşmesine sebep olabiliyor. İşte bu araştırmalara göre, bir DEHB’li hangi besinlerden uzak durmalı, hangisinden bol bol almalı, buyurun okuyun… 
 
Devamı için tıklayınız.
 
TEŞEKKÜR EDERİM...
 
Bugün Dünya Otizm Günü… Dünya tatlısı otizmli bir çocuğun annesi, benim 30 yıllık arkadaşım bizlerle bir paylaşımda bulunmak istedi. Oğlunun ve kendinin yaşadıklarını bir teşekkür mektubunda topladı. Bizlerde bugün Onun hislerine ortak olarak duygularını paylaşmak istedik.                                                                                                                                                                    2 Nisan 2015   Sevgili Gençler, Birçoğunuz beni okulun bahçesinden tanıyorsunuz, ben okulunuzda eğitim alan otizmli Tuna Tunca’nın annesiyim… Tuna 3 yıldır okulunuz da eğitim alıyor ve birçoğunuzun gözlediği gibi “ O “ sizlerden farklı, çünkü o bir otizmli… Yani dünyayı sizin gibi algılamıyor, ama anlamak için çok çabalıyor... En az sizin kadar bu toplumda bir birey ve sizin sahip olduğunuz tüm haklara sahip… 
 
Devamı için tıklayınız.
 
FARKLI OLDUKLARI İÇİN BUNLARI DUYMAK ZORUNDA DEĞİLLER!
 
DEHB’liler için kullandığımız önyargılı acımasız sözler…   Hey siz! Evet size sesleniyorum! DEHB nedir bilmeyenler, hiç duymamış olanlar, duymuş ama kulaktan dolma bilgilerle karşısındakini yargılayanlar! Evet size sesleniyorum! Acımasız, düşüncesiz, patavatsız arkadaşlar, öğretmenler, komşular, doktorlar, akrabalar hatta onları yakından uzaktan tanımayan sokaktaki yabancılar ve ne yazık ki onları aslında sevgiyle kucaklaması gereken aile fertleri… Maalesef size sesleniyorum.  
 
Devamı için tıklayınız.
 
DEHB ve MINECRAFT
 
Zeka geliştirici mi? Dikkat dağıtıcı mı?   Minecraft oyununu biliyor musunuz? Hani çocukların ölüp bittiği, ama annelerin çoğunun “Ne o öyle köşeli köşeli küpten adamlar! Hiçbir şey anlamıyorum” dediği, bir çılgınlık şeklinde yayılan bilgisayar oyunu. Bugün oynanan şekliyle farklı farklı oyunları var: kiminde ana amaç yaratıklarla savaşıp hayatta kalmakken, kiminde maceradan maceraya koşmak, kiminde oyuncu yaratıcılığını kullanarak kendi tasarımlarını oluşturuyor. Youtube’da her bir oyunun nasıl oynanacağı ile ilgili videoların çokluğuna ve bunların izlenme sayılarına da inanamazsınız!  
 
Devamı için tıklayınız.
 
ÜSTÜN ZEKASINI GÖSTEREMEYEN KİŞİLER: DEHB’LİLER
 
Bir insanın zeki olup olmadığına nasıl karar verilir? Zeka ölçülebilir bir şey midir? En önemlisi “zeki” olmak okulda, işte, hayatta başarılı olmayı da beraberinde getirir mi? Günümüzde zeka, kişinin yaşına uygun standart testlerle ölçülüyor, yani hepimizin IQ testi olarak bildiği testlerle.  Yazılarımın birçoğunda DEHB’lilerin “aptal, tembel, yaramaz, beceriksiz” kişiler olarak yaftalandıklarını yazmıştım. Peki tembel, aptal, beceriksiz görülen birisi üstün zekalı olabilir mi? 
 
Devamı için tıklayınız.
 
DSM 5 İLE NELER DEĞİŞTİ?
 
DEHB teşhisinde tanısal değişiklikler   “DSM nedir, bir bilgisayar teriminin kısaltması mı? Ya da bir devlet kurumu mu?” diyenleriniz olmuştur. Ama mental bir hastalık teşhisi konmuş bir yakınınız varsa bu kısaltmaya aşinasınızdır. DSM, yani İngilizce adıyla Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders,  Türkçe adıyla Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı, Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından yayınlanan ve zihinsel hastalıklara tanı koymak için ölçütleri belirleyen bir kaynak. İlk defa 1952’de yayınlanan bu el kitabının çok yakın döneme kadar DSM IV TR versiyonu kullanılmaktaydı. Tıptaki gelişmeler, yepyeni yöntemlerin ortaya çıkması ile Mayıs 2013’te yayınlanan DSM 5 ile bir takım değişiklikler ve geliştirmeler yapıldı.  
 
Devamı için tıklayınız.
 
DEHBLİLER İÇİN APLİKASYON ÖNERİLERİ
 
DEHB’liler için aplikasyonlar, DEHB’liler için uygulamalar, odaklanma geliştiren uygulama, hafıza güçlendiren uygulama
 
Devamı için tıklayınız.
 
BAŞKALARINI KİTAP GİBİ OKUMAK!
 
DEHB’lileri harika yapan bir özellik daha: Sezgisellik   DEHB’li biriyle birlikte yaşıyorsanız ya da DEHB’li bir arkadaşınız, tanıdığınız, öğrenciniz, akrabanız varsa bilirsiniz… Onlar ne patavatsızlardır! Bu sözü kullandığım için tüm DEHB’lilerden özür dilerim… Ama DEHB’yi anlamadıysanız bir DEHB’li için kullanabileceğiniz kelimelerden sadece biri bu. Oysa o patavatsız diye etiketlediğiniz DEHB’liye zaman zaman da olsa kulak verseniz “ücretsiz bir terapi” kazanmış bile olursunuz. Ne diyorum ben şimdi? 
 
Devamı için tıklayınız.
 
ŞU BECERİLERE SAHİP GENÇLERİN SIRTI YERE GELMEZ!
 
Gençlerden beklentilerimiz çok yüksek. Kendimizin yapamadığı her şeyi onlar yapsın, yaşayamadıklarımızı onlar yaşasın istiyoruz. Bir yarış içerisinde kurstan kursa, dersten derse taşıyoruz. Çoğumuz, çocuklarımız en az bir müzik aleti çalsın, en az bir spor dalıyla uğraşsın ve tüm bunların yanı sıra okulunda ve sınavlarda en yüksek puanları alsın istiyoruz. Peki tüm bu koşturma ve telaşe içinde işin özünü kaçırıyor muyuz? 
 
Devamı için tıklayınız.
 
BANA UYGUN İŞ HANGİSİ?
 
DEHB’li Yetişkinlere İş Önerileri DEHB’li bir yetişkinseniz kendinizi yerinde duramayan, düzensiz, dikkatini toplayamayan biri olarak tanımlıyorsunuzdur diye tahmin ediyorum. Ve tabi bu özelliklerinizi de iş bulmak ve işte başarılı olmak konusunda engel olarak görüyor olabilirsiniz. DEHB’li olun ya da olmayın… Her zaman söylediğim bir şey var: güçlü ve zayıf yönlerinizi bilin. Onlar size yol gösterecek… DEHB’li bir yetişkinseniz, hele de çocukluğunuzdan beri DEHB ile yaşadıysanız, DEHB’li olduğunuzun bilinmemesi nedeniyle etiketlemeler, yanlış anlaşılmalar sonunda artık kendinizde güçlü yan göremez bir hale de gelmiş olabilirsiniz. 
 
Devamı için tıklayınız.
 
BANA UYGUN İŞ HANGİSİ?
 
DEHB’li Yetişkinler için Kendilerine Uygun İşi Seçme Rehberi İş yerleri sadece o sıralar moda olduğu için ya da anne-babası öyle istediği için seçtiği bölümden mezun olup, ilgi alanlarına ve yeteneklerine uygun olmayan, tutkuyla değil söylene söylene çalışan insanlarla dolu. Hele de DEHB’li bir bireyseniz, o fazla ölçüp biçmeden girdiğiniz iş yeri, sizin için daha da zorlayıcı olacak, motive hissetmediğiniz için işlerinizi aksatacak, işleri aksattıkça uyarı alacak, uyarı aldıkça iyice demotive olacak ve mutsuz bir şekilde debelenip duracaksınız. Halbuki işinize koşa koşa gitmeyi, çalışırken keyif almayı ve herkesin yüzünü güldürecek sonuçlar elde etmeyi istemez misiniz? “İyi de kim her şeyi unutan, bir pürüz çıkınca olduğu yerde çakılan, yapması gerekenleri geciktiren biriyle çalışmak ister ki?” dediğinizi duyar gibiyim. 
 
Devamı için tıklayınız.
 
DEHB’Lİ OLMAK HARİKA… AMA BUNUN FARKINDAYSAN! Bir Yetişkin Olarak DEHB ile yaşamak…
 
DEHB, günlük hayatınızda akla gelmez sorunlarla karşılaşmanıza, hele de DEHB’li olduğunuzun farkında değilseniz bunların çığ gibi büyümesine neden olabilir.   Sadece 6 soruyu cevaplayıp DEHB’li olup olmadığınızı değerlendirebilirsiniz: 
 
Devamı için tıklayınız.
 
DEHB’Lİ OLMAK HARİKA… AMA BUNUN FARKINDASYAN!
 
 DEHB’liyseniz yaratıcısınız, hatta tam bir fikir üretme makinesisinizdir demiştim.Eğlencelisiniz, kendinize özgüsünüz, şevkle çalışıp, aklınıza koyduğunuzu yaparsınız, her türlü problemde çözüme kolayca ulaşır, ilginizi çeken konuda aşırı derecede odaklanabilir, yorulmak bilmezsiniz demiştim. Hayat sizinle yaşayanlar için bir karnavaldır; hatta DEHB’siz hayat çok sıkıcı olurdu bile demiştim. 
 
Devamı için tıklayınız.
 
YENİYILDA KENDİNE MEYDAN OKU!
 
YENİYILDA KENDİNE MEYDAN OKU! Hayatında istediğin değişikliği yakala…   Hayatınızda istediğiniz değişikliği yakalamak oldukça beylik bir laf gibi geliyor değil mi? Oysa küçükten başlayıp, her seferinde daha büyük adımlar atarsanız istediğiniz o değişikliği yakalamanız an meselesi haline gelecek. 30 günlük kendine meydan okumanın yaratıcısı Matt Cutts Google’da SEO (arama motoru optimizasyonu) üzerine çalışıyor. 30 günlük kendine meydan okumayı onun sözleriyle şöyle özetleyebilirim:
 
Devamı için tıklayınız.
 
MÜDÜRÜNÜZ DURUMU TARTIP ONA UYGUN DAVRANAMIYORSA
 
MÜDÜRÜNÜZ DURUMU TARTIP ONA UYGUN DAVRANAMIYORSA… Yine çözüm egzersiz: Sesli tekrar, kontrol listesi kullanımı ve ara değerlendirmeler Diyelim yağda yumurta yapıyorsunuz. Eğer bir önceki sefer yağ tam erimeden yumurtayı kırdıysanız ve yumurta hafif sıvı kaldıysa, bu sefer bu hatanızdan ders alıp, yağın erimesini, hatta iyice kızmasını bekleyip yumurtayı kırmanız gerektiğini bilirsiniz. Çocukluğumuzdan itibaren gözlemleyerek, deneyip yanılarak, hatalarımızdan ders alarak, nerede, ne zaman, nasıl davranacağımızı öğreniriz. Kişinin kendisini değerlendirmesi ya da öz izleme olarak ifade edebileceğimiz bu yönetici işlev fonksiyonu sayesinde, kişi durumu değerlendirir, denetler ve duruma uygun davranışı ortaya koyabilir.   
 
Devamı için tıklayınız.
 
MÜDÜRÜNÜZ ÖĞRENDİKLERİNİ AKLINDA TUTUP, GEREKTİĞİNDE KULLANAMIYORSA
 
Çoğu okulda öğretmenler artık çocukları bir okul ajandası kullanmaya teşvik ediyor. Özellikle ilkokula yeni başladığı dönemlerde çocuk, ertesi güne yapması gereken ödevi bu ajandaya yazıyor. Böylece o, yapacaklarını toplu olarak görme şansını yakalarken anne-baba da çocuğunun ödev takibini yapabiliyor. Arkadaşımın oğlunun da böyle bir defteri varmış. Anlattığına göre arkadaşım, henüz birinci sınıfta olan oğlunun ajandasını her gün kontrol ediyormuş:  birinci gün bomboş, ikinci, gün bomboş, üçüncü gün bomboş… 
 
Devamı için tıklayınız.
 
MÜDÜRÜNÜZ ESNEK DEĞİLSE ve YENİ KOŞULLARA HEMEN UYUM SAĞLAYAMIYORSA…
 
 Konfor alanlarımızda, planladığımız şekilde yaşayıp gittiğimizde ne kadar rahat, ne kadar mutluyuz değil mi? Ama maalesef yaşamın değişmez bir kuralı olarak, yaşam bize beklenmedik sürprizler sunuveriyor. Örneğin sunum yapacağımız toplantıdan 3 dakika önce projektör arızalanabilir! Sınavınız üç gün sonrayken bir anda ertesi güne alınabilir. Dönem projenizi tamamlamanız gereken gün kardeşinize başka bir konuda yardım etmeniz gerekebilir. Ne yaparsınız böyle durumlarda? Çocuğunuz ne yapar?
 
Devamı için tıklayınız.
 
MÜDÜRÜNÜZÜN ORGANİZASYON BECERİSİ YOKSA…
 
Geçen yazımı “DEHB’li çocuğunuz, sizin desteğinizle yönetici işlevlerini geliştirebilir” diye iyi bir haberle bitirmiştim. İşte bu haftadan itibaren yönetici işlevlerin 4 farklı alanında onlara verebileceğiniz desteklerden bahsedeceğim. Yine hatırlatmalıyım: her çocuk farklıdır. Birinde işe yarayan yöntem, diğerinde işe yaramayabilir. Çocuğunuzun, okulu, öğretmeni, koçu, psikoloğu… Ona destek veren, verebilecek herkesle işbirliği içinde olduğunuz sürece her biri adım adım çözülür. Hatırlamanız gereken, bu davranışların bilinçli olarak yapılmadığıdır.  
 
Devamı için tıklayınız.
 
ORGANİZASYON BECERİSİ OLAN, KONTROLLÜ, HAFIZASI KUVVETLİ BİR MÜDÜRÜNÜZ YOKSA…
 
Hatırlarsanız, beynin yönetici işlevlerini, günlük yaşamımızı sürdürürken ihtiyaç duyduğumuz her türlü sürecin yönetilmesini sağlayan beceri ve davranışlar olarak tanımlamıştık. Yönetici işlevlerin tam olarak yerine getirilememesinin hangi davranışlarımıza nasıl yansıdığını da 8 ana başlıkta özetlemiştim. Hafızanızı tazelemek için şu videoya da göz atabilirsiniz. 
 
Devamı için tıklayınız.
 
ORGANİZASYON BECERİSİ OLAN, KONTROLLÜ, HAFIZASI KUVVETLİ MÜDÜRLER ARANIYOR. MÜRACAAT: BEYİN
 
 Bir iş yerinde “müdürler” ne iş yapar? Görev alanı neyse o konudaki işlerin tıkır tıkır yürümesini sağlar değil mi? Kendi iş alanındaki öncelikleri belirler, programı yapar, stratejileri geliştirir, görevlendirir, takip eder, zamanı iyi yönetir. Onda tüm bunları yapmaya yetkisi, gücü ve becerisi vardır. Bunlar dahilinde şirketin kontrollü büyümesini, şirket içi ve şirket dışı ilişkilerin sağlıklı ve verimli olmasını, doğru hedefin belirlenmesini ve bu hedefe emin adımlarla ilerlenmesini sağlar. Çalışıyorsanız kötü yöneticilerle karşılaşmış olmalısınız. Bir yönetici gerekli becerilerle donatılmamışsa neler olabileceğini de hayal edebiliyorsunuzdur? 
 
Devamı için tıklayınız.
 
SENİ PAMUKLARA SARMALAR SARARIM-3
 
  Bugün düşüp yaralanmasın diye belki de koşmasına bile izin vermediğiniz çocuğunuzun canı, yarın hayatın dikenlerine takıldığında daha çok yanacak… Çünkü siz istemeden onun kalkanını yavaş yavaş elinden aldınız… Bana inanmıyorsanız işte bir araştırma sonucu:
 
Devamı için tıklayınız.
 
“SENİ PAMUKLARA SARMALAR SARARIM”-2
 
Yuvası olan bir arkadaşım geçen gün sohbet arasında anlattı. Çocukların gün içinde yaptıklarını gösteren fotoğrafları sosyal medyada anne-babalarla paylaşıyorlarmış.  Yemek fotoğraflarından birinde kendi çocuğunun tabağında fazlaca turşu olduğunu gören bir anne, okulu aramış ve şöyle demiş: “O tabağındaki bütün turşuları yediyse çok susamıştır. Su isteyemez şimdi o. Su verir misiniz?”  
 
Devamı için tıklayınız.
 
SENİ PAMUKLARA SARMALAR SARARIM-1
 
 Bir bebek elbet doğduğu andan itibaren onu beslemek, uyutmak, güvenliğini sağlamak, temizliğini sağlamak için önce annesine, sonra babasına ihtiyaç duyar. Buradaki kritik soru “nereye kadar?” Parkta tırmanma çubuklarına yöneldiğinde yaşıtları birer küçük maymun edasıyla çubuklarda hareketler yaparken,” aman düşersin” diye çubuklara yaklaşmasına bile izin vermemeli miyiz? Eğer herhangi bir arkadaşıyla sorun yaşadıysa hemen zırhımızı kuşanıp, o arkadaşına gününü biz mi göstermeliyiz? Öğretmeni gözümüz gibi baktığımız, pamuklara sardığımız yavrumuza sesini yükselttiyse, gidip okul müdürüyle, milli eğitim müdürüyle, gerekirse bakanla görüşüp o haddini bilmeyen öğretmene ağzının payını vermeli miyiz? 
 
Devamı için tıklayınız.
 
EŞİT DAVRANMAK ≠ ADİL DAVRANMAK
 
Çocuğunuz varsa bilirsiniz… Ne yaparsanız yapın “ama bu haksızlık” lafını her zaman duyabilirsiniz. Hep diğer çocuğunuzu daha çok seviyorsunuzdur. Hep diğer çocuğunuzu daha çok düşünüyorsunuzdur. Hep diğer çocuğunuza izin veriyorsunuzdur. Hep o! Hep o! Bu oyunlara gelmeyin. İstemeden hatta bazen isteyerek (işler kolaylaşır çünkü) bu oyuna gelenleriniz var değil mi? Her zamanki gibi uç bir örmek vereceğim. Diyelim ki bir çocuğunuz kaydırağın tepesinden düştü; eşit davranmak uğruna diğerini de siz iter misiniz? Yok ben cevabı biliyorum; e siz de biliyorsunuz! Peki ama birinin ayakkabıları küçüldüyse, diğerinin ise ayakkabıları yepyeni duruyor ve ayağına uyuyorsa… Neden ikisine de ayakkabı alıyorsunuz? İşte çocuğunuzu kendi elinizle kaydırağın tepesinden değil ama hayat merdiveninden aşağı ittiniz? Nasıl mı? Haydi okumaya devam o zaman… 
 
Devamı için tıklayınız.
 
CESURUM, KIPIR KIPIRIM, EĞLENCELİYİM, YARATICIYIM, ÇÜNKÜ… DEHB’LİYİM!
 
Standardın dışındaki her şey bizi korkutur. Herkesin sevdiğinden farklı tarzda müzik sevmek, herkesin düşündüğünün aksini düşünmek, herkesin gittiği yolun dışında bir yol seçmek, herkesin giydiklerinden farklı tarzda giyinmek hem cesaret ister hem de kocaman bir özgüven! Halbuki bizi büyüten ve geliştiren, ufkumuzu açan tam olarak da bu farklılıklar, standart dışılar, “normal” olmayanlar değil midir? Varsın halen bir kısım insan “normal” olarak adlandırdığından farklı olana burun kıvıra dursun, siz tüm bu farklılıkları bir hediye olarak görün. Çünkü öyle. 
 
Devamı için tıklayınız.
 
DEHB’Lİ BİR ÇOCUKTA BENLİK ALGISI
 
Evet, çocuğunuz ödevini evde unuttuğunda onun bu davranışını anlayamıyorsunuz. Evet, servisi kaçırdığında daha erken kalkmamış olmasına anlam veremiyorsunuz.  Evet, yüz kere, bin kere söylemiş olduğunuz halde günlerdir odasının bir savaş alanı gibi durmasını artık yüreğiniz kaldırmıyor. Artık sabrınız yok… Artık kendinizi tutamayabilirsiniz… Artık çocuğunuza tüm sinirinizi yansıtabilirsiniz…
 
Devamı için tıklayınız.
 
ANNE-BABA OLMAK SORUMLULUK VERMEKTİR, TÜM SORUMLULUĞU ÜZERİNE ALMAK DEĞİL – 4
 
Haftalardır “SORUMLULUKLARINI ÇOCUKLARINIZA GERİ VERİN” diye başınızın etini yiyorum. Bunun kolay olmadığını biliyorum. Biraz siz direndiğiniz, biraz çocuğunuz direndiği için. Haksız da sayılmazlar. Arkadaşıyla mesajlaşmak dururken, legoyla kule yapacakken, bebekleriyle evcilik oynamak varken neden kalkıp da odalarını toplasınlar, sizin yemek yapmanıza yardım etsinler, alış verişe gitsinler ya da yaz tatilinde çalışıp para kazansınlar…
 
Devamı için tıklayınız.
 
"DEHB'Lİ HAYATIN ÜSTESİNDEN GELMEK”
 
Sıkça duyduğumuz bir cümle. Kimi zaman kıpır kıpır ve zeki olduğunu kasteden ve aslında iltifat etmek isteyen öğretmeninden, kimi zaman da etrafında koşturup duran çocuktan başı dönen komşu teyzeden! Ama maalesef doğru bir kullanım değil. Çünkü dikkat eksikliği ve hiperaktivite öyle bir bakışta tespit edilebilecek ve sadece “hareketli” olmakla açıklanabilen bir durum değil!
 
Devamı için tıklayınız.
 
ANNE-BABA OLMAK SORUMLULUK VERMEKTİR, TÜM SORUMLULUĞU ÜZERİNE ALMAK DEĞİL – 3
 
Hayatta en çok sevdiğiniz, uğruna canınızı feda edeceğiniz çocuğunuz, tam oturmuş kitabınızı okurken avaz avaz size sesleniyor. Gidip bakıyorsunuz? Elinde akıllı telefonu (bu konuyu da bir gün ele alsam mı? Ne dersiniz?) başını ekrandan kaldırmadan sizden su istiyor. Tepenizin tası atmış bir halde suyunu almasını söylüyorsunuz. Ama daha geçen gün test çözerken sizden su istemişti ve siz de tıpış tıpış mutfağa gidip 1 bardak su götürmemiş miydiniz? Aklınızdan ilk geçenler “Ama o zaman test çözüyordu, dikkatinin dağılmaması gerekiyordu” oldu değil mi? E suyunu baştan yanına alması gerekmez miydi? Bunu akıl edemez miydi? Edemezdi! Zira siz fırsat vermediniz!
 
Devamı için tıklayınız.
 
ANNE-BABA OLMAK SORUMLULUK VERMEKTİR, TÜM SORUMLULUĞU ÜZERİNE ALMAK DEĞİL – 2
 
Teşekkür etmeyi, sıranızı beklemeyi, paylaşmayı, saygı göstermeyi, başkalarının duygu ve düşüncelerini dikkate almayı, eşyalarınıza sahip çıktığınız kadar başkalarının eşyalarına göz dikmemeyi, doğru ve dürüst olmayı… Nasıl öğrendiniz? Anne-babanızdan, öyle değil mi?
 
Devamı için tıklayınız.
 
ANNE-BABA OLMAK SORUMLULUK VERMEKTİR, TÜM SORUMLULUĞU ÜZERİNE ALMAK DEĞİL – 1
 
Bir çok yazımda “Bu çocuğunuzun sorumluluğu. Onun yerine sorumluluklarını üstlenmeyin. Kendi sorumluluklarını kendisi yapmalı” gibi cümleler kullandım. İyi de nedir bu sorumluluk? Doğduğumuzda zaten var olan bir şey mi, zaman içinde kazandığımız bir alışkanlık mı? Sorumluluk duygusu gelişmişse ne kazanırız, gelişmemişse dünyanın sonu mudur?
 
Devamı için tıklayınız.
 
AMATÖR VELİ TERFİ EDİYOR - 3
 
Yaz tatili geldi, gelecek derken bitiverdi bile. Eminim ki yeni okula başlayan çocuklarınız varsa onları ve kendinizi okula çoktan hazırladınız (yine de göz atmak isterseniz tıklayın) ilkokula adaptasyon yazısına link, bir süredir okula giden çocuğunuz varsa onları da tatil havasından çıkardınız (buraya da tıklamak isteyebilirsiniz) back-to-school ergen yazısına link… Siz de çoktan o havadan çıktınız. Ama biliyorsunuz ki asıl işiniz şimdi başlıyor.
 
Devamı için tıklayınız.
 
AMATÖR VELİ TERFİ EDİYOR – 2
 
Tatilim, rahat huzurlu tatilim… İstediğim saatte yatıp, istediğim saatte kalktığım, kafama göre takıldığım, bol bol bilgisayar oyunu oynayıp, arkadaşlarımla takıldığım, sınavsız, öğretmensiz, kitapsız, huzurlu tatilim… Tatilin sonu yaklaşıp, okula dönüş için geri sayım başladıkça çocukların, hele de ergenlerin iç sesleri, fark etseler de etmeseler de, bu ve benzeri düşüncelere bürünür. Çünkü “işe” koyulma vakti gelmiştir. Kurallarını kendilerinin belirledikleri eğlenceli günlerin bittiği okulun zil sesiyle resmileşecektir.
 
Devamı için tıklayınız.
 
AMATÖR VELİ TERFİ EDİYOR – 1
 
 Hem kendimiz hem de çocuğumuzun bilinmeyen yepyeni bir dünyaya attığı adım için bu yeni dünyayı tanıyarak, tanışarak, bilgi edinerek duygusal olarak hazırlanmanızı tavsiye etmiştim. Şimdi süreci kolaylaştıracak diğer önemli hazırlıklara bakalım.
 
Devamı için tıklayınız.
 
AMATÖR VELİ TERFİ EDİYOR – 1
 
 Çocuğum Okula Başlıyor – 1. Bölüm Daha dün sizsiz bir şey yapamayan bebeğiniz okula gidecek. Onun için yepyeni bir dönem başlıyor. Artık uyması gereken bambaşka kurallar, paylaşması gereken arkadaşlar, alması gereken sorumluluklar ve hayatını şekillendirecek, ona birçok şey öğretecek (anne-babası dışında) birisi yani öğretmeni var. 
 
Devamı için tıklayınız.
 
ÖZEL ÇOCUKLARA ÖĞRETMENLİK YAPMAK
 
Yok hayır, sizden kendinizi tüketmenizi istemiyorum. Atatürk de istememişti. Bu sözün mecazi anlamını siz öğretmenlerden daha iyi anlayabilen olamaz. Ama sınıfınızda ışık tuttuğunuz öğrenci sayısı, onların karakter, yetenek, ilgi alanı, öğrenme hızı, öğrenme şekli ve dikkat süreleri aralarındaki farklılıklar düşünüldüğünde, bizlerin bilgi ve bilincimizin şekillenmesinde size düşen payı tahmin etmek zor değil.
 
Devamı için tıklayınız.
 
NERDE O ESKİ ÖĞRENCİLER? Eee… ESKİDE KALDILAR… ARTIK ÖĞRETMENLER İÇİN YENİ BECERİLER DÖNEMİ!
 
Öğretmen Türk Dil Kurumu’nda “Mesleği bilgi öğretmek olan kimse” olarak tanımlanıyor. Bilgi öğretmek? Kime? Neyi? Nasıl? Sizin öğretmeniniz nasıl biriydi? Siz, nasıl bir öğrenciydiniz? Bilmek, öğretmek için yeterli midir? 
 
Devamı için tıklayınız.
 
HEM ANNE HEM BABA OLMAYA ÇALIŞMAK… KENDİNİZE FAZLA YÜKLENMİYOR MUSUNUZ?
 
 Yolunuzu kaybetmiş hissediyorsunuz… Hayatın tüm yükü sizin omuzlarınıza binmiş; siz dik durmaya çalıştıkça, o yük sizi aşağı çekmeye çalışıyor olabilir. Hem anne hem baba olmak zorundasınız artık. Belki bunu hak etmediğinizi, hele de çocuğunuzun hiç hak etmediğini düşünüyorsunuz. İnanın bana isyan etmekle hayata bağlı kalmak arasında ince bir çizgi var. Ve o çizgiyi koruyabildiğiniz sürece sizden güçlüsü olmayacak. Yaşadıklarınız ve yaşayacaklarınız kolay değil. Hissettiklerinizi tahmin etsek bile tam olarak anlayabilmemiz de mümkün değil. “Ateş düştüğü yeri yakar” sözü böyle durumlar için söylenmiş olmalı. O ateşin, düştüğü yeri, yani yeni ailenizi yakması ya da yakmaması sizin elinizde. Ateş düştü. Keşke düşmeseydi. Ama şimdi söndürme zamanı! Yeter ki siz, size uzanan ellere hayır demeyin.
 
Devamı için tıklayınız.
 
TUTARSIZLIK KONUSUNDA TUTARLIYSANIZ… O OLMADI İŞTE!
 
 Çocuk yapmaya karar verirken neleri düşündünüz? Hayalleriniz neydi? Örnek anne-baba kimdi sizin için? Siz neleri asla yapmayacaktınız? Ya da neleri mutlaka yapacaktınız? Peki ya eşinizin düşündükleri, istedikleri, planladıkları, hayal ettikleri? 
 
Devamı için tıklayınız.
 
ÇOCUKLAR ÖDEVİ SEVMEZ, ANNELER DAHA ÇOK SEVMEZ… 2. Bölüm
 
Çocuğunuzla didişmeyi ve ona ne yapması gerektiğini söylemeyi bıraktınız. Hatta bir program oluşturup, o programa göre hareket etmek konusunda da uzlaştınız. Çocuğunuz programını oluştururken rehberliğinize ihtiyacı olabilir. Programın ne kadarını ve ne şekilde ödeve ayırması gerektiğinden başlayarak, ödev konusundaki sıkıntılarınızı hafifletecek konulara devam edelim.
 
Devamı için tıklayınız.
 
ÇOCUKLAR ÖDEVİ SEVMEZ, ANNELER DAHA ÇOK SEVMEZ… 1. Bölüm
 
Çocukların iple çektiği yaz tatili çoktan geldi. Kimimiz yazlıklarda aldı soluğu, kimimiz işlerine devam ediyor. Öyle ya da böyle çocuklar için bildiğiniz tatil işte! Tatilin tadını çıkarmak için az mı gün saydılar.  
 
Devamı için tıklayınız.
 
DEHB ve Üniversite Yaşamı
 
 Pek çok konuda olduğu gibi üniversite tercihlerin yapıldığı şu dönemde DEHB li gençlerin işi biraz daha zor. İstedikleri bir üniversiteye bir bölüme girebilmenin dışında bir de uyum sağlayabilecekleri ve destek görebilecekleri üniversiteleri seçmek zorundalar. Aslında çok da fazla seçenekleri olduğu söylenemez.
 
Devamı için tıklayınız.
 
BİLİŞSEL DAVRANIŞCI KOÇLUK KONGRESİ
 
IACBC tarafından dünyada ilk kez düzenlenen Bilişsel Davranışçı Koçluk Kongresi http://iccbc2014.ro/ 12-15 Haziranda Romanya’nın Cluj Nacopa kentinde gerçekleşti. Türkiye’den Psikiyatrist Prof.Dr. Mehmet Sungur, psikolog Dr. Ulaş Özcan ve Bilişsel Davranışcı KoçluğunTürkiye’deki öncülerinden Selin Sertel ile birlikte katıldık.
 
Devamı için tıklayınız.
 
SİZİN HAYATINIZ SİZİN ROLÜNÜZ
 
Bugün öğretmen arkadaşlarımla bir yerde otururken yanımıza bir öğrenci geldi. Öğretmen arkadaşımın öğrencisiymiş ve bu sene LYS’de iyi bir derece yapmış. Öğrenci, tıp tercihi yapmak istiyor ve bu konuda karar veremiyormuş. 
 
Devamı için tıklayınız.
 
DEHB’Lİ BİR TATİL = KEYİFLİ BİR MOLA - II-
 
DEHB’li bir tatil yazımın ilk kısmını “Sıra birlikte tatile çıkmaya mı geldi?” diye sorarak bitirmiştim. Evet, DEHB’li çocukla tatile çıkmak, anne babaları telaşlandıran bir konu. Ama birkaç önemli konuya dikkat ederek, tatilden mutlu anılarla dönmek mümkün.
 
Devamı için tıklayınız.
 
DEHB’Lİ BİR TATİL = KEYİFLİ BİR MOLA
 
DEHB’li çocuğu ya da yakını olanlar bilir; hayat ne kadar zorsa o kadar da keyiflidir onlarla aslında. Yeter ki siz DEHB’yi ve DEHB’li aile bireyini yakından tanıyın, onun ihtiyaçlarına göre hareket edin. İnanın bu kendinizi geri planda bırakmanız anlamına gelmiyor. Tatil tabi ki sizin de tatiliniz. Tek yapmanız gereken arkadaşlarınızla tatile çıktığınızda herkesin tatil anlayışına saygı gösterdiğiniz gibi, her bir aile bireyinin tatil ihtiyaçlarına da anlayış göstermeniz (Bunu hayatımızda DEHB olsun olmasın yapmalıyız zaten öyle değil mi?)
 
Devamı için tıklayınız.
 
PANİK YOK! SADECE AŞIKSIN!
 
Ateşler içinde yanar gibisin. Kalbin acıyor sanki. Ama kalp acımaz ki! Seninki acıyor işte. Onu düşündüğünde bile nefes alıp vermen değişiyor; değişmek ne demek? Nefesin kesiliyor. Kalbin fırlayacak gibi atıyor. Şöyle bir elini tutsa, tutmasına bile gerek yok aslında eli eline değse! Bir de gözünün içine gülümseyerek baksa, şöyle uzuuuun uzun; sonra dudaklarınız birleşse… Bi de sımsıkı sarılsa sana. Hiç bırakmasa. Beynin patlayacak gibi di mi? Gözün açıkken bile gözünün önünde onun hayali. Nereye baksan o, nereye gitsen o… Her çalan telefonda hoplayan yüreğin, ortak arkadaşlarla buluştuğunuzda belki gelir diye bakınmaların, onu aramak için sudan mazeretlerin, evden çıkmadan önce bin kere üst değiştirmen sırf onu görme ihtimalin olduğu için… Her şarkı da onu hatırlatmak zorunda mı canım!
 
Devamı için tıklayınız.
 
AŞK BİLİMİ
 
- Aşık olmanın üç evresi vardır ve her evrede farklı hormonlar devreye girer. - Biz aşıkken beyinde yaşanan olaylar akıl hastalıklarıyla benzerlikler gösterir. - Herhangi birinden hoşlandığımızda bunun nedeni, bilinçaltımız vasıtasıyla onların genlerini  beğendimiz için olabilir.  
 
Devamı için tıklayınız.
 
AŞIK ERGENLER: İLK AŞKI ÖZEL YAPAN NEDİR?
 
“Romeo, Romeo neredesin Romeo?” W.Shakespeare. Romeo ve Julyet’in aşkı kadar yoğun olmasa da insanların büyük çoğunluğu kendi ilk aşklarını hatırlayacaklardır. İlk aşkı özel yapan nedir?
 
Devamı için tıklayınız.
 
YAPACAĞIM… YAPAMAZSAM TEKRAR DENERİM!
 
Sınavla yatıp sınavla kalktım hep. Değil bu sene, koca lise boyunca. Sonunda matematik ve sosyal sınavlarını atlattım. Atlattım denebilirse tabi. Sınav mı beni atlattı, ben mi sınavı bilmiyorum. Tek bildiğim; vakit yetmedi. Matematikte de, Sosyalde de daha iyisini yapabilirdim biliyorum. Matematikte o çok iyi bildiğim konunun sorusuna nasıl da takıldım kaldım. Anlamıyorum ya…
 
Devamı için tıklayınız.
 
KORK(M)UYORUM…
 
Sınav bu hafta sonu… Nereye gitsem, ne yapsam hep aklımda sınav var.   Arkadaşlarım “hadi filme gidelim” diyor. Gitmek istemez miyim? Ama “şu sınavı bir geçeyim sonra nasılsa çok giderim” diyorum. Sanki hiçbir şey bilmiyormuşum gibi geliyor bazen. Her şey uçup gitmiş aklımdan. Onun için her fırsatta çalışmalıyım; hatta sınav yaklaştıkça daha fazla tekrar yapmalıymışım gibi geliyor.  
 
Devamı için tıklayınız.
 
DÜŞLE, İNAN, GERÇEK OLSUN!
 
Baban istediği bölümde okudu. Annen belki istediği bölüme girememişti ama şu an istediği işi yapıyor. Ablan 3 sene önce istediği bölümü kazandı. Kuzenin geçen sene istediği yere girdi. Siteden en yakın arkadaşın bugüne kadar ne istediyse hepsini başardı ve bu sene sınavda da kesinlikle nereyi isterse oraya girecektir, değil mi? Ay, sayarken ben bu yükün altında ezildim kaldım. Kim bilir, bu ya da benzeri bir tabloyu düşündükçe, sen nasıl hissediyorsundur? Omuzlarında bunca yük, gel de hayalini kurduğun bölümü kazan!
 
Devamı için tıklayınız.
 
SEN ELİNDEN GELENİ YAPTIN!
 
Gece yastığa başınızı koydunuz.  Şöyle huzurlu bir uyku uyumayalı kaç zaman oldu kim bilir. Çocuklar doğdu, diş çıkardılar, ateşlendiler, okula başladılar, arkadaşlarıyla kavga ettiler, aşık oldular… Onlar üzüldü, siz uyumadınız. Şimdi de bir sınav endişesi aldı sizi. Sınav yaklaştıkça yastığınız rahat vermez, yatağınız batar oldu. Ya kazanamazsa? İşin en kötüsü ne biliyor musunuz? Yan odada da çocuğunuz aynı sizin gibi mide ağrılarıyla yatağına giriyor her akşam. Başaramamak korkusu yanında bir de yüzünüzü kara çıkarmak, sizi hayal kırıklığına uğratmak endişesi taşıyarak üstelik. Kendi geleceğine mi endişelensin, sizin emeklerinizi boşa çıkarırsa diye mi endişelensin…  
 
Devamı için tıklayınız.
 
BUGÜN KENDİN İÇİN EĞLENCELİ NE YAPTIN?
 
Sınav stresi peşini bırakmaz bir halde… Boğazın düğümleniyor… Uykuların kaçıyor… Ya da tam tersi durmadan uyumak istiyorsun… O yatakla mümkün olsa da bir bütünleşsen öyle değil mi? E ne duruyorsun bütünleş o zaman! Ama kaybeden sen olursun!
 
Devamı için tıklayınız.
 
Hayatımızın En Büyük Değişimi
 
ÖLÜM! Hal böyleyse eğer, kızımız ya da oğlumuz odasına kapanıp saatlerce yok oluyor, bizimle her konuştuğunda bize öfke kusuyor, bizi beğenmiyor diye şikayet etmeden önce onlar ne gibi bir değişimden geçiyorlar, birlikte göz atalım ister misiniz? Böylece biraz daha onların gözünden bakabiliriz belki.
 
Devamı için tıklayınız.
 
Yönetmek - 4. Adım
 
Hala kafanız karmakarışık! Nereden başlayacağınızı, ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. Bu yüzden de bir adım bile ilerleyemiyorsunuz. Aynı son teknoloji ürünü, tam teçhizatlı bir gemi gibisiniz.  Her türlü ekipmanınız tamam. Yakıtınız da var. Ancak bir kaptanınız ve o kaptanın çizdiği bir rotanız yoksa bulunduğunuz limanda demirli kalmaya mahkumsunuz demektir.
 
Devamı için tıklayınız.
 
Sizdeki Sır - 3. Adım
 
Kim olduğunuz, hayatta nerede bulunduğunuz, güçlü yönleriniz ve zayıf yönlerinizin farkına vardınız. Bunlara direnmek yerine, “ben buyum” dediniz, kabullendiniz. Sırada ne var?
 
Devamı için tıklayınız.
 
Sizdeki Sır - 2. Adım
 
Size önce “fark edin” dedim. Kendinize bir ayna tutun ve ilgi alanlarınızı, yeteneklerinizi, istediklerinizi, istemediklerinizi, güçlü ve zayıf yönlerinizi tespit edin dedim. Ettiniz mi? Şimdi zorlu bir aşamaya geçiyoruz:belirlediğimiz bu listeyi “kabul etmek”. Eminim listeye göz attığınızda bile ama’lar, çünkü’ler, keşke’ler, zaten’ler uçuşmaya başlayacak ortalıkta. O listeye utangaçça iliştirdiğiniz “çok güzel dans ediyorum” maddesi“kalabalık önünde rahat değilim” gerçeğiyle çelişecek. Hemen dans sevdanızı bir kenara atıvereceksiniz, “Zaten kalabalık önüne çıkamam” diyerek!Halbuki evde kendi kendinize dans etmeye ne oldu? Ya da korkularınızı yenmeye?
 
Devamı için tıklayınız.
 
Sizdeki Sır
 
Bundan sonra paylaşacağım dört yazıda, İz Koçluk’ta kullandığım koçluk modelinin temelini anlatıyor olacağım. Bu dört adımı izlediğiniz takdirde “kendinize ve hayatınıza” bakış açınızın değişeceğini söyleyebilirim. Bunlarıhalihazırda uyguluyorsanız ne mutlu size. Çocuklarınızla paylaşabileceğiniz oldukça değerli bir “sır” avuçlarınızın içinde demektir. Şimdi gözlerinizi kapatın ve birkaç kere derin nefes alın. Gözleriniz kapalıyken aşağıdakisorulara cevaplarınızı bir düşünün.
 
Devamı için tıklayınız.
 
Seviyorlar... Sevmiyorlar... Seviyorlar...
 
Ergenlik! Yetişkinliğe giden yolda uğradığımız, kendimiz dışında hiçbir şeyi, hiçbir kişiyi, hatta zaman zaman kendimizi bile beğenmediğimiz sancılı bir durak.  Bir taraftan vücudumuzdaki değişikliklere alışmaya çalışırken bir taraftan da duygu durumumuzdaki dalgalanmalarla baş etmeye çalıştığımız geçiş dönemi.
 
Devamı için tıklayınız.
 
Her çocuk bir sanatçıdır aslında!
 
Van Gogh’un boyayı doğrudan tuvale sıkıp, parmaklarıyla şekil verdiğini biliyor muydunuz? Okulda resim dersinde bunu yapsa, muhtemelen öğretmeni “boyanın fırçayla sürüleceğini” söyler, bir de ellerini ve etrafını kirlettiği için ona kızardı. Oysa her insanVan Gogh gibi doğuştan yaratıcıdır. Yeter ki yaptıklarında, sınırlarını aşmasına izin verilsin… Tabi ki bu her birimiz bir Van Gogh olacağız demek değildir, ancak hayatımızı farklılaştıracak yaratıcı fikirler geliştirebiliriz. Ve yaratıcılığımız, besledikçe yeşerir, ona gem vurarak değil.
 
Devamı için tıklayınız.
 
Merak
 
MERAKLI, TUTKULU, MUTLU… Elektrik, bilgisayar, uzay mekiği, kuduz aşısı, ali nazik kebabı, üzerimizdeki elbise… Çevremizdeki her şeyin oluşmasını tetikleyen dürtü “merak”. Aslında bir romanı bile “sonunu merak ettiğimiz için” bitirmez miyiz? 1 yaşları civarında başlayan “Mu ni?”(Bu ne ?) sorusu birkaç ay içinde, her yeni cevabın bir başka “neden?” sorusunu doğurduğu bir oyuna dönüşür. Çocuklar merak eder elini sıcak çaya daldırır, yanar. Sıcağın yaktığını öğrenir. Merak eder, gülü avuçlar. Dikeni olduğunu öğrenir. Merak eder, tencereyle kapağı birbirine vurur. Sesi öğrenir.  Merak aslında çocuğun öğrenme ile sonuçlanacak tetikleyici dürtüsüdür.
 
Devamı için tıklayınız.
 
Öğrenme ve Tutku
 
“Eğitim kovayı doldurmak değil, ateşi yakmaktır!” (1) Öğrenmenin yeri neresidir? Okul mu? Ev mi? Dershaneler mi? Hepsi mi? Hiçbiri mi? Öğrenmenin yeri, aslında yüreğimizdir.  Yürekten istemediğimiz hiçbir şeyi öğrenemeyiz. Öğrensek bile unuturuz. Unutmasak bile çıkarıp da olduğu yerden kullanmayız; kullanamayız. Çünkü öğrenmek tutku gerektirir. 
 
Devamı için tıklayınız.
 
BEN KIYAMAM SEN DÖV!
 
Olanı mı yazsam yoksa yorum mu katsam, bilemedim.  Şaşkınlığımı ise hiç gizleyemedim. İki kız kardeş; ikisi de 12. sınıf, biri sayısal biri eşit ağırlık. Biri çalışkan biri diğerine göre daha yavaş. Tembel ya da başka bir etiketleme yapmamaya dikkat etmek gerekiyor, çünkü desteklendiğinde başaran bir öğrenci. Büyük olanın kendine güveni biraz zayıf, çünkü arkadan gelen iki yaş küçük kardeş ona yetişmiş, hatta geçmiş bile. Küçüğü okula bir yaş erken başlamış; hazırlığı da atlayınca ablasıyla aynı zamanda liseyi bitirecek. İkisi de hırsla çalışıyor. Öğrencilerde sorun yok, demeyeceğim: küçük olan okulda sosyal anlamda dışlanmışlık yaşıyor. Çalışkan ve kendinden büyük olan sınıf arkadaşlarının onu kıskandığını görebiliyor ve onların yarattığı rekabet ortamında yer almak istemiyor. Ancak rekabete katılmazsa da arkadaşsız kalacağını düşünüyor. Ayrıca çok da güzel bir kız. Rekabet sadece akademik anlamda değil ergenliğin, genç kızlığın getirdiği her alanda. Büyük olanda ise rekabet kardeşle: her cümlesine “kardeşim şu konuda daha iyi.” “O yapabilir ancak ben yapamam” diyerek başlıyor. Konuşurken yüzünüze bakmıyor. Kendine güvenmiyor. Annesi olmazsa kendine bir tost yapıp yiyemiyor. Anneyi bekliyor ve ondan kendisine bir şey hazırlamasını istiyor. Eğer anne gelemeyecekse pizza-hamburger gibi yemekler alıyor.  
 
Devamı için tıklayınız.
 
KAÇ POMODORO SÜRECEK….
 
Okullar açıldı,  öğrenciler için ders çalışmaya, anne babalar için çalışamayan çocuklara alışma zamanı. Özellikle çalışmayan demedim çünkü belki de gerçekten çalışamıyorlar ve uzun süre bir yer de oturamıyorlar, hareket etmek enerjilerini biraz da olsa boşaltmak sonra yeniden oturmak ve konsantre olmak istiyor olabilirler. İşte genelde DEHB olan çocuklar böyle davranabilirler.   DEHB li çocuklarda ve gençlerde başarıya ulaşmak için, zaman yönetimi stratejilerini bu davranış biçimlerine göre belirlemelisiniz.  
 
Devamı için tıklayınız.
 
BİR İKİLEM…
 
Herkes her yer de kendini tanımaktan söz ediyor. Kendinizi ne kadar tanıyorsunuz? diye soruyorlar. Nedir bu kendini tanımak dediğimiz? Ne istediğini bilmek m? Yoksa nasıl isteyeceğini bilmek mi? Hadi bildik diyelim… Şimdi ne olacak… Onu nasıl ifade edeceğinizi biliyor musunuz? Bütün bunları soruyorum çünkü… Kendini tanımaktan daha da öte olan kendinizi ifade etmek Daha çok ama çoook küçükken anne babalarımız ağzımızın içine bakarken konuşalım diye “Aaaa bak  anne dedi” …. “Yok canım sen yanlış duydun baba dedi,  o baba dedi” gibi yarışlara girerken anne- babalarımız; konuşmaya, dünyayı anlamaya, kendimizi az da olsa tanımak için merakla sormaya başladığımız da yine onlar değil miydi bizi susturan, sus sen anlamazsın diyen?
 
Devamı için tıklayınız.
 
ACO Konferansı
 
Geçtiğimiz yıl aralık ayı ortalarında aldığım haberle, ABD’nin Atlanta şehrinde gerçekleştirilecek olan ve bu yıl (2013) 6.sı düzenlenen “Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Koçları Konferansı”na konuşmacı olarak davet edildiğimi öğrendim ve çok heyecanlandım. Hem yeni şeyler öğrenebilecek, hem de Türkiye için oldukça yeni olan Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Koçluğu hakkında neler yapıyoruz anlatabilecektim. Kilometrelerce uzakta insanlar bizim ülkemizde, bu konuda neler yaptığımızı merak ediyorlardı ve bu inanılmaz gurur verici bir olaydı benim için.  12-14 Nisan 2013 tarihinde düzenlenen ACO (ADHD Coaches Organization) konferansında dünyanın pek çok yerinden gelen meslektaşlarım koçlarla tanışma ve okyanus ötesinde böylesine sıcak bir ortamda bulunmak inanılmaz keyifliydi. Türkiye’de Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivete Koçluğu konusunda neler yaptığımızı ve ABD’de JST Coaching ile nasıl bir iş birliği içinde olduğumuzu anlattığımız oturuma İsveç, Danimarka, Avustralya, Kanada ve İngiltere’den koçlar katıldılar. Amerika’da ve dünyada DEHB koçluğu hareketinin öncülerinden Jodi Sleeper Triplett, DEHB koçluğu yaparken takip edilmesi gereken değerleri ve İz Koçluk olarak işbirliğimizin en temelinde yatan ilkeleri;
 
Devamı için tıklayınız.
 
Hep mi çocuklar haklı ?
 
Bir annenin isyanıydı…. Bu sabah  gelirken, beni hava alanına getiren yolda başladı sohbet … - Elgiz! Hacı yatmaz gibi oldum! dedi anne. - Neden? diye sorduğumda - Nasıl olmasın? İngiltere ile aramızda iki saat fark var. Bizim kız yurda gelene kadar bekliyorum, en geç gece yarısında gelse bile burada saat zaten gecenin ikisi oluyor yani, en erken 02.00’de yatıyorum. Sonra saat 05.00’te oğlan için kalkıyorum 06.00’da servis geliyor taaaa Avrupa yakasına okula gidiyor, çocuk  perişan… Taşınacağız ama zaten bu  sene bitti. Oğlanı gönderdikten sonra bir saat daha yatıyorum, bu sefer de eşim için kalkıyorum. O’nu yedirmeden göndermem asla… - Peki ya sen? diye soruyorum - Ya işte ben hacıyatmaz oldum… Buradakiler elimin altında ve kontrol edebiliyorum ama ya İngiltere’deki? Ne yapacağımı şaşırdım. Bitirse de gelse... Tamam gitsin güzel…    
 
Devamı için tıklayınız.
 
Potansiyeli var ama...
 
Bu sözü duymayan anne-baba yoktur sanırım. Ne hissediyor acaba anne-babalar bu cümleyi duyduklarında? Ya da bu cümleyi söyleyen gerçekten içten mi söylüyor? Samimi mi? Yoksa kendini söylemek zorunda mı hissediyor? Şu sıralar okullarda ilk dönem bitmeye yakın olduğu için veli toplantıları yapılıyor ve anne-babaların çocukları için en çok duyduğu cümle bu. “Potansiyeli var ama…” sözü ne anlama gelir? “Ama…” biriminden sonrası nasıl gelir?  
 
Devamı için tıklayınız.
 
Bilen ve Bilmeyen
 
Sınavdan çıkan pek çok öğrenci şimdi kendini hep başkalarıyla kıyaslıyor. “Benim sınavım çok iyi geçmedi, acaba onların ki nasıl?” Bir merak aldı gidiyor herkesi. Sınavının iyi geçmediğini düşünen öğrencilerin cep telefonları kapalı, sınav hakkında konuşmak, yorum yapmak istemiyorlar. Yorum yaparlar da ya söyledikleri gibi çıkmazsa kaygısı onları yiyip bitiriyor. Çoğu öğrencim tam da bu anda “Dunning-Kruger Sendromu” yaşıyorlar. Nedir bu “Dunning-Kruger Sendromu' diye merak ettiniz değil mi?.Justin Kruger ve David Dunning adlı ABD’li iki psikiyatri uzmanı, 10 yıl kadar önce bir araştırma yapıyorlar. 2000 yılında bu araştırmaları ile Nobel ödülüne layık bulunuyorlar.
 
Devamı için tıklayınız.
 
Bir Hedefin olsun
 
Okul hayatında yeni bir yıla daha giriyorsun. Yaz boyunca dinlendin, tatil yaptın, eğlendin, kitap okudun ve yeni bir yıl için kendine enerji depoladın. Artık bu enerjiyi kullanma zamanı geldi. Geçen yıl neler yapmıştın? Hangi davranışlar seni başarıya götürdü? Hangi davranışlar seni sevindirdi, hangileri üzdü? Bunları gözden geçirme ve bu yıl geçen yıl boyunca öğrendiklerini davranış haline getirme zamanı: işte tecrübe denilen şey de, bu zaten.
 
Devamı için tıklayınız.
 
Dikkat eksikliği ve Öğretmenler
 
Dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluğu son zamanların en popüler hastalığı. Gerek anne-babalar gerekse öğretmenler bu bozukluğun teşhisinde en önemli faktörler. Ancak önemli olan teşhisi koymaktan çok kesin olarak nedeni bilinmeyen bu bozukluğu nasıl ele almak gerektiğidir. Tıbbi olarak nöro-biyolojik bir bozukluk temelinde değerlendirilen Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunu teşhis etmek sanıldığı kadar kolay değildir. Çocukların DEHB belirtilerini 7 yaş öncesinden itibaren gösteriyor olması gerekir. Burada görev anne-babaya düşüyor. Çocuğun hangi alanlarda ne sıklıkla bu bozukluğun belirtilerini gösterdiğini gözlemlemesi ve bu gözlemlerini bir çocuk psikiyatristi ile paylaşması gerekiyor. Ancak bu gözlemler çocuğa DEHB teşhisi konması için yeterli değil. Okul dönemi başladığında anne-babaların gözlemlerine öğretmenlerin gözlemleri de eklenmelidir
 
Devamı için tıklayınız.
 
E hadi Sınava Giriyoruz.
 
Hemen heyecanlanmayın, durun, daha var sınava… Gelin sınava ilişkin birkaç soruyla başlayalım: “Ne düşünüyorsun? Nasıl hissediyorsun? Nasıl davranıyorsun?” Şu sorularla devam edelim:“Ne düşünürsen, nasıl davranırsan, ne yaparsan sınav senin için kabus olmaktan çıkar? Sınava daha var ama bir de sınav kaygısı var. Kaygı dediğimiz şey bilmediğimiz bir şey hakkında tasalanmaktır. Sonucunu tahmin edemediğimiz durumlarda kaygılanırız. Kimler kaygı yaşarlar dersin?
 
Devamı için tıklayınız.
 
İhmal edilen gelecek
 
2009-2010 eğitim-öğretim yılının ikinci günü. Bir okulun Cuma günü İstiklal Marşı töreninde bir okul müdürünün konuşmasını aktarmak istiyorum sizlere. Öğrenciler tören alanında toplanmış. İlköğretim öğrencileri oldukları, okulun da ilk günleri olduğu için uzun bir tatil sonrası arkadaşlarını, öğretmenleri görmedikleri için hepsi son derece heyecanlı, herkes etrafına bakıyor, arkadaşlarını arıyor ve neler olacak, diye merakla bekliyorlar. Bu arada tören alanına gelip mikrofonu eline alan müdürünün konuşması şöyle başlıyor:
 
Devamı için tıklayınız.
 
Koçlukla ilgili Yalnış Düşünceler
 
1-Koçluk problemin nedenlerini ortadan kaldırmaya odaklanır Koçluk çözüm odaklı bir süreçtir. Problemin nedenleri ile ilgilenmez problemin çözümüyle ilgilenir. Nedenden daha çok nasıla odaklanmış bir süreçtir koçluk. 2-Koçluk sürecinde koçun size söylediklerini yaparsınız. Koçluk sürecinde koçunuz size ne yapacağınızı ya da ne yapmanız gerektiğini söylemez. Sizden yapmak istemeyeceğiniz bir şeyi yapmanızı beklemez. Size ne yapmak istediğinizi sorar ve ne yapmak istediğinizi sizinle birlikte ortaya çıkarmaya çalışır. Bireye ne yapacağını söylemek koçluk ilkelerine ters düşer
 
Devamı için tıklayınız.
 
Koçluktaki Mucize ; Öğrenci koçu Ne yapar?
 
Yeni bir meslek olan koçluk alanında ilerlerken karşılaştığım sorular ve gördüğüm uygulamalar bunları yazmama neden oldu. Eğitim-öğretim yılının bitmek üzere olması ve sınavların yaklaşması öğrenciler ile anne babalarda telaşa neden oluyor. Kimi zayıf notlardan, kimi deneme sınavlarında istediği performansı gösterememekten şikayetçi. Durum böyle olunca “yapmam gereken ne vardı da ben yapmadım” diye düşünenler araştırma yapmaya başlıyorlar ve sonuçta ya bir psikologa ya bir psikiyatriste ya da son çareymiş gibi bir koça başvuruyorlar.
 
Devamı için tıklayınız.
 
Neden mi Nasıl mı ?
 
Koçluk son zamanların en popüler uğraşısı. Dünya çapında meslek olarak kabul edilmesine rağmen, Türkiye’de standartları henüz tam olarak yerleştirilmiş değil. Böyle olunca da meslek olarak kabul edilmiyor. Ne var ki, yapmak istediğiniz her şeyde sizin en kısa sürede çözümler bulmanızı sağlayan koçluk sistemi, ülkemiz eğitim dünyasında, yeni yeni de olsa, kullanılmakta. Yeni bir şeylere alışmak, hatta alışmaktan öte kullanmak, değişime direnç gösteren toplum olma özelliğimiz nedeniyle de zor. Buna rağmen iş dünyasında yaklaşık 10 yıldır kullanılan koçluk sistemi, etkili sonuçlar yarattığı için, eğitim alanında da başarılı olacağını gösterdi.
 
Devamı için tıklayınız.
 
Anne Babaya Koçluk yapmak
 
Anne-babaların çocuklarıyla olan ilişkileri çerçevesinde, koçluk yaklaşımını ve buna bağlı temel becerileri öğrenmelerinin, omuzlarına çöken anne-baba olma yükünü doğru taşımalarına yardımcı olacağı kanısındayım. Anne-baba derken unutmayalım ki tek başına anne ya da tek başına babadan değil, anne ile babanın birlikte oluşturdukları özerk bir bütünden söz ediyorum. Dolayısıyla anne-baba koçluğu nasıl bir anne ya da nasıl bir baba olmak gerektiğini öğreten bir sistem olmuyor. Anne-baba koçluğu “Çocuğumuzla nasıl bir ilişkimiz olmalı?”, “Nasıl bir anne-baba olmak istiyoruz” gibi sorulara cevap bulmaya destek olan, anne-babalara, çocuklarının gelişimlerine olanak sağlayacak şekilde, düşüncelerini, duygularını ve hareketlerini kontrol etmede yardımcı olmayı amaçlayan modern bir yaklaşım.
 
Devamı için tıklayınız.
 
 
 
 
 
 
 
 
Ad Soyad
E-posta adresiniz
Mesajınız
Güvenlik Kodu
GÖNDER