ARA
    Biz Kimiz   Hizmetlerimiz   Egitimler   Etkinlikler   Blog   Sizden Gelenler   Basın   Referanslar   İletişim

BAŞKALARINI KİTAP GİBİ OKUMAK!

DEHB’lileri harika yapan bir özellik daha: Sezgisellik
 
DEHB’li biriyle birlikte yaşıyorsanız ya da DEHB’li bir arkadaşınız, tanıdığınız, öğrenciniz, akrabanız varsa bilirsiniz… Onlar ne patavatsızlardır! Bu sözü kullandığım için tüm DEHB’lilerden özür dilerim… Ama DEHB’yi anlamadıysanız bir DEHB’li için kullanabileceğiniz kelimelerden sadece biri bu. Oysa o patavatsız diye etiketlediğiniz DEHB’liye zaman zaman da olsa kulak verseniz “ücretsiz bir terapi” kazanmış bile olursunuz. Ne diyorum ben şimdi?
 
DEHB’liler güçlü sezgilere sahiptirler. Altıncı his gibi bir şey desem olmayacak ama bu özelliği anlatmak için iyi bir benzetme… Siz bir DEHB’liye başardığınız bir şeyi anlatırken o tutup size korkularınızdan, endişelerinizden bahsedebilir. Nasıl bir patavatsızlık değil mi? Değil aslında… Korkularınızla yüzleşmek, hele de bunu başkasının sizin yüzünüze vurması korkutucu değil mi? Sizin bastırmak için ne çabalar gösterdiğiniz duygularınızın öylece bir yorumla su yüzüne çıkartılması. Elbette yerinde ya da zamanlı yorumlar olmayabilir ama bu onların doğru olmadığı anlamına gelmez! İçten içe siz de bunu bildiğiniz için bu kadar rahatsız ediyor sizi belki de…
 

DEHB’liler anlamadan, dinlemeden yorum yaparlar, koyu sohbetlerin tadını kaçırırlar, yaptıkları yorumlarla başlarını belaya sokar ya da başkalarının keyfini kaçırırlar. İşte bu yüzden patavatsız, haddini bilmez olarak tanımlanabilirler…  


 

Hayır! Öyle değil aslında… Sadece DEHB’lilerin çoğu davranışlarımıza yön veren ya da davranışlarımızla üstünü örtmeye çalıştığımız en derin duygularımızı, korkularımızı, endişelerimizi hissedebilme yeteneğine sahipler. Dikkatsiz, önemsemez, dinlemez değiller aslında. Keşke hepimiz o kadar derinden dinleyebilsek ya da anlayabilseydik…
 
Ağzından çıkanı kulağın duymuyor mu senin? Bunu bir DEHB’liye çok rahatlıkla sorabilirsiniz? Ama asıl sizin ağzınızdan çıkanı kulağınız duymuyor mu? Ya da şöyle mi sormalıydım? Yüreğinizden çıkanı kulağınız duymuyor mu? İşte, DEHB’li birininki duyuyor. Üstelik mertçe karşınıza geçip duyduklarını sizinle paylaşıyor. Sırf sizin kendinizin bile anlamadığı hislerinize tercüman olduğu için karşılığında genellikle inkar, kırgınlık, kızgınlık, dışlanma gibi olumsuzluklarla karşılaşıyor… Oysa tek yaptığı söylenmeyenleri okuyabilmek…
 
Bunu nasıl mı yapıyorlar? Basitleştirerek anlatmaya çalışırsam… Beynimiz tıpkı bir radyo gibi çalışır. Yani, elektrik dalgaları alır ve yayarlar. Bu dalgaların detayına girmeyeceğim tabi ki… Ancak bir tanesi, teta dalgaları, sezgilerle yakından ilişkili: “Teta dalgalarının, zihnimizin bilinçsiz olduğu hallerde ortaya çıktığı söyleniyor.  Bastırılmış duygular ortaya çıktığında aktifleşiyor. Yaratıcılık için ihtiyaç duyulan beyinsel bağlantılar da teta dalgaları sayesinde kuruluyor(1)

EEG çekimi sonucunda oluşturulan beyin haritası, yaratıcılık ve sezgiselliği hayal kurmayla yakından bağlantılı olarak teta dalgalarıyla ilişkilendirmiştir. DEHB’li kişilerin aşırı teta dalgası ürettiği görülmüştür. Bazı kaynaklarda ise sağ beyin ve sol beyin ilişkisinin DEHB’lilerde farklı olmasından kaynaklandığı da söylenir; sezgisellik sağ beyin özelliğidir. Kısacası DEHB’li kişilerin sezgileri diğer kişilere göre daha yüksektir. DEHB’li bir çocuğun akademik konularda zorlanırken, bilgisayar başına oturduğunda adeta bir bilgisayar dehası kesilmesi de yine sezgisellik özelliği sebebiyledir; bilgisayarın orasına burasına basıp adeta içgüdüleriyle yolunu bulur. Bir de bu özelliği yönetmeyi öğrenseler ne harika olurdu!
 
Uzun lafı kısası, DEHB’liler başkalarının dünyasına dalıvermeyi, onların gizli saklı duygularının izini sürmeyi güçlü sezgileri nedeniyle bilinçsizce yaparlar. Yine her konuda olduğu gibi, bu özelliğin farkına varmış olmak, onu doğru yönetebilmenin ilk adımıdır; böyle bir gücü olduğunu bilen DEHB’li içine doğan sezgiyi, aklına geliveren düşünceyi hemen dışarı vurmak yerine önce “acaba bunu söylemeli miyim?” diye bir süzgeçten geçirebilir. “Aklına geleni söylemeden 10’a kadar say” yöntemi de işe yarayabilir. Böylece, sezgisel düşüncesini rasyonel verilerle karşılaştırıp doğru kararı vermek, doğru cümleleri kurmak için de vakit kazanmış olur. Kabul ediyorum, bir DEHB’li için bu başlarda zor gelebilir, ama azıcık pratikle bu alışkanlığı edinebilir. Sonrasında herkesin “akıl hocası” olması işten bile değil!
 
 
Kaynak:
 
Alıntılar
  
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Ad Soyad
E-posta adresiniz
Mesajınız
Güvenlik Kodu
GÖNDER