ARA
    Biz Kimiz   Hizmetlerimiz   Egitimler   Etkinlikler   Blog   Sizden Gelenler   Basın   Referanslar   İletişim

ÇOCUĞUNUZ KENDİSİNE KARŞI ACIMASIZ MI, ANLAYIŞLI MI?

Bir arkadaşım, kendi doğum gününde facebook duvarına şöyle yazmış:
 
“Sevgili Ben. Mutlu yıllar sana. Bir yılı daha devirdin şu hayatta. Şükür ki; sağlığına şükreden, minik mutluluklarla şenlenen, sevginin gücüne inanan bir insan oldun. Ne mutlu ki ben de seni daha yeni tanıyorum. Seni artık daha iyi anlıyorum. İyi ki varsın canım kendim”.
 
Bu satırlar bana kişinin kendisiyle ilişkisinin hem psikolojik sağlığı, hem de başkalarıyla olan ilişkileri açısından önemini hatırlattı. İnsan, belli bir olgunluğa erişince kendini tanımayı, ne olduğunu veya olmadığını daha iyi analiz etmeyi, memnun olmadığı özelliklerini dönüştürmeyi öğreniyor. Bunu becerebilenler mutlu ve başarılı oluyor. Belli bir olgunluk dedim. Keşke bu beceriyi çoook daha gençken, mesela ergenlikte edinebilseydik, hatta çocuklukta hiç kaybetmeseydik.

Bir ergen olduğunuzu düşünün. Eskiden ipek gibi olan cildiniz sivilcelendi. Kuş cıvıltısını andıran sesiniz çatallandı, kalınlaştı. Eller, ayaklar büyüdü. Arkadaşınızın boyu uzadı, sizinki ona göre kısa kaldı. Biraz göbeğiniz mi çıktı ne? Kafanız her daim karışık,  öfke patlamalarınızdan siz kendiniz bile yorgun düştünüz. Tüm bunlar yaşanırken kendinizle ilgili genel olarak olumlu duygular taşımanız mümkün mü? Kendinizi sevmeniz, kendinize hoşgörü göstermeniz? Halbuki kendimize karşı duyarlı, merhametli, şefkatli ve anlayışlı olmak, son yıllarda özellikle bilimsel araştırmalarda ve psikolojik destek çalışmalarında giderek önem kazanmaya başlayan bir konu. 

 

 

Öz şefkat, öz merhamet, öz anlayış, öz duyarlılık… Adına ne derseniz deyin, kişinin kendisine eleştirel ve önyargıyla yaklaşmak yerine anlayışla ve nazikçe yaklaşması, duygularının farkında olması ve bu duygulara direnmek yerine kabul etmesi olarak tanımlayabiliriz. Peki, bu beceri niye önemli? Ergenlik dönemi öz anlayışı olumlu mu etkiliyor, olumsuz mu?
 
Sarah Marshall ve ekibi(1) 9. Sınıfa giden 2000 Avustralya’lı öğrenci ile görüşerek öz anlayış ile öz güven arasındaki ilişkiyi ve ruh sağlıklarını incelemiş.  Öz anlayışı ve özgüveni yüksek olan gençlerin ruh sağlıklarının da yerinde olduğu görülmüş. Öz güveni düşük olsa da, öz anlayışı yüksek gençlerin kendilerini olumsuz etkilerden koruyabildikleri ve ruh sağlıklarını dengede tutabildikleri görülmüş.
 
Hem öz anlayışın, hem de öz güvenin düşük olduğu durumlarda ise gençlerin psikolojik sıkıntılar yaşadıkları tespit edilmiş. Yani evet,  bir gencin özgüvenli olması harika bir şey. Ancak herhangi bir sorun çıktığında, o sorunun üstesinden gelmek, dengeyi sağlamak, başarısız olduğunda tepetaklak olmamak, hata yaptığında bunu kabullenebilmek için öz anlayış becerisi özgüvenin önüne geçiyor. Kendine güvenmek değil, kendinde olanın farkında olmak ve bu bilgiyle harekete geçmek bir tık daha önem kazanıyor.
 
The Journal of Positive Psychology dergisinde yayınlanan bir diğer araştırmada(*). ise Karen Bluth ve Priscilla Blanton ortaokul ve liseye giden ergenleri kız ve erkek olarak ayrı ayrı incelemişler. Kendileri hakkındaki olumlu/olumsuz duygularını, strese karşı ne kadar dayanıklı olduklarını ve başarı algılarını araştırmışlar. Ortaokulda kızlar ve erkekler arasında önemli bir fark tespit edilememiş. Ortaokula giden erkekler ve liseye giden erkekler arasında da. Ancak liseye giden kızların, hem erkek yaşıtlarına, hem de ortaokuldaki hemcinslerine kıyasla kendilerini yargılamalarındaki artışa paralel olarak daha stresli, daha az kendiyle barışık ve düpedüz mutsuz olduklarını görmüşler. Yani ergen kızlar kendilerine karşı anlayışsız ve merhametsiz olmaya daha eğilimli. Araştırma maalesef kız ergenlerde erkeklere göre öz anlayışın ya da öz merhametin neden daha düşük olduğunu ortaya koymamış. Buna cinsiyet ayrımcılığın sebep olduğunu söylemek yanlış olmayabilir ama yine de kesin bir tespitte bulunmak istemem.
 
Her iki araştırma da ruh sağlığı yerinde, stresle baş edebilen, kendiyle barışık ve mutlu ergenler için öz anlayış becerisine sahip olmanın öneminin altını çiziyor. Ayrıca başka birçok araştırma öz anlayış geliştirebilen kişilerin duygusal açıdan daha güçlü olduklarını, daha gerçekçi benlik algılamaları olduğunu ve hem kendilerine hem de başkalarına karşı daha düşünceli davranabildiklerini ortaya koyuyor.
 
Madem bu kadar önemli bir beceri, akla ilk bu beceriyi nasıl kazandırabiliriz, sorusu geliyor, değil mi? Eğer çocuğumuzun kendisine karşı anlayış göstermesini istiyorsak öncelikle onu olduğu haliyle sevdiğimizi, sevilmeye layık olduğunu hissettirmeliyiz. Koşullara bağlı sevgi değil, şu notu alırsan, odanı toplarsan, birinci olursan, kardeşinle iyi geçinirsen gibi koşullar olmadan.  Olduğu haliyle.   
 
1- Önce durum tespiti: Hastalığı bilmeden, ne ilaç alacağınızı bilemezsiniz değil mi? Öyleyse önce bir durum tespiti yapmalısınız. Çocuğunuz neyi başarı olarak algılıyor? Ona göre popüler olmak önemli mi? Kendisiyle ilgili olumlu gördüğü özellikler ne, olumsuz gördüğü özellikler ne? Olumsuz gördüğü özellikler üzerindeki algısını değiştirmek için destek olun. En güzel yol, öyle olmadığını gösteren örnekler vermektir. Ama aynı örneği birçok kez vermek zorunda kalabilirsiniz.
 
2- Duygularını tanımasına yardımcı olun:  Ne zaman kıskançlık duyuyor? Ne zaman sinirleniyor? Ne zaman keyifli? Bu duyguların altında yatan ne? Duyguların analizini yaparsanız, değiştirmek istedikleri üzerinde de çalışabilirsiniz. Bunun için bir günlük tutabilir, cep telefonuna hissettikleriyle ilgili notlar alabilir.
 
3- “Kıyaslamak” yerine “kendiyle yarışmak” kavramını öğretmek: Evet her şey zıddıyla var olur. Ama tüm problem de kendisini diğerleriyle kıyasladığında ortaya çıkmıyor mu? Neden arkadaşında o son model telefon var da onda yok? Neden arkadaşında sivilce yok? Neden o zayıf alırken, arkadaşı son sınavda hiç yanlış çıkarmadı? Neden o beğendiği çocuk başka kıza baktı? Örnekleri çoğaltmak mümkün. Ona kendisini başkalarıyla kıyaslamamayı, önemli olanın kendi potansiyelini en iyi kullanmak, elinden gelenin en iyisini yapmak olduğunu öğretmelisiniz. Tabii ona bunu öğretmeye çalışırken, size gelip notunu söylediğinde “Peki arkadaşın kaç almış?” diye soruyorsanız olmaz.

 

4- Çocuğunuzu değil davranışı yargılayın, sonucu değil çabayı takdir edin: Onu siz olduğu gibi kabul etmezken, kendisini olduğu gibi kabul etmesini nasıl bekleyebilirsiniz? Çabayı takdir etmekle ilgili şu yazımı da okuyabilirsiniz. 
 

 

 

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
Ad Soyad
E-posta adresiniz
Mesajınız
Güvenlik Kodu
GÖNDER