ARA
    Biz Kimiz   Hizmetlerimiz   Egitimler   Etkinlikler   Blog   Sizden Gelenler   Basın   Referanslar   İletişim

GİZLİ KAHRAMAN “ÇABA”, ALKIŞLANAN “BECERİ”ye KARŞI!

Geçen gün yan masada 7-8 yaşlarında bir grup çocuk sohbet ediyorlardı. Bir tanesi: “İlla ki birinci olmam gerekmez. Esas önemli olan çaba göstermem ve eğlenmem” dedi. Diğerleri çok ciddi ifadelerle, kafalarını sallayıp onu onayladılar.

Bu sözleri anlamını bilerek mi söyledi, yoksa annesinden babasından duyduklarını mı tekrarlıyordu bilemem. Ama tam da Carol Dweck’in bahsettiği “büyüyen zihin yapısını” destekleyen bir yaklaşımla edilmiş sözler olduğu muhakkak!

Düşünce kalıplarımızın hayatımızı şekillendirdiğini savunan Dweck diyor ki, sabit zihin yapısındaysak verilenle yetinip, sadece iyi olduğumuz şeylerde ortaya çıkmaya meyilli oluruz. Eğer büyüyen zihin yapısındaysak, hata yapmaktan korkmayan, deneyen, öğrenen, kendimizden memnun ve gelişen bireyler oluruz. Bu konuya yıllarını veren psikolog, sabit zihin yapısını nasıl büyüyen zihin yapısına çevirebileceğimiz konusunda da çalışmış. Aslında bir nevi, öğrenilmiş çaresizliğin ilacını bulmuş.

Dweck’in araştırmaları gösteriyor ki biz büyüklerin tutumu, çocuklarımızın nasıl bir zihin yapısında olacaklarını doğrudan etkiliyor. Eğer anne-baba ya da öğretmen beceriyi öven bir tutum sergilerse çocuklar sabit bir zihin yapısı geliştiriyorlar, çabayı öven bir tutum sergilerlerse çocuklar büyüyen zihin yapısında oluyorlar. Yani iş biz büyüklerde başlıyor.

Dweck ve ekibi bir grup öğrenciye IQ testi uygulamış. Bir kısmını “Bravo. X doğru çıkardın. Bu harika bir sonuç. Çok zekisin” diyerek, diğerlerini de “Bravo. X doğru çıkardın. Bu harika bir sonuç. Çok emek vermiş olmalısın” diyerek kutlamışlar. Yani ilk grup için beceriyi, ikinci grup için de çabayı takdir etmişler. İlk grup hemen sabit zihin yapısına geçmiş ve aldığı bu sonucu gölgeleyecek ama yeni şeyler öğrenebileceği yeni sınavlara girmekten kaçınmış. İkinci grubun %90’ı yeni bir sınava girmeyi geliştirici bulmuş ve kabul etmiş.

Aynı gruba kolay bir test uygulamışlar. Her iki grup da testi yaparken keyif almışlar. Sonra zor bir test daha verince, becerisi takdir edilen çocuklar, kendilerini kötü hissetmeye, aynı başarıyı göstermezlerse aptal damgası yiyecekleri kaygısını taşımaya başlamışlar. Çabaları takdir edilenler ise aynı keyifle testi yapmayı sürdürmüşler.

Araştırmanın devamında öğrencilerden kendileri ile aynı sınava girecek olan başka öğrenciler için deneyimlerini yazılı olarak aktarmaları istenmiş. Becerileri takdir edilen öğrencilerin %40’ı başarısızlığı kaldıramadıkları için deneyimlerini dürüstçe değil, kendilerini daha başarılı gösterecek şekilde süsleyerek aktarmışlar. “Akıllı” olarak yaptıkları şöhretlerine gölge düşürmemek için, yalana sarılmışlar.

 


Sözlerimizle verdiğimiz mesajlara dikkat

Okul başarısını ele alalım. “Okulda başarılı olmak” deyince aklınıza her dersten 100 alan biri mi geliyor? Ya da akıllı demek matematiği zehir gibi olmak mı demek? Eğer öyleyse, kuvvetle muhtemel siz çabayı değil, beceriyi övenlerdensiniz! Yani “Akıllı oğlum benim, karnesinin hepsi pekiyi” diyerek aslında çocuğunuza “pekiyi” almak dışındaki seçeneklerin berbat olduğu mesajını da veriyorsunuz. İyi niyetle takdir etmek için sarf ettiğiniz, onun özgüvenini artıracağını düşündüğünüz sözlerle çocuğunuzun “başarı” algısını sınırlandırıyorsunuz. Onu, pekiyi almadığı durumlar için endişe geliştirmeye, yeni şeyler denemekten korkmaya, özgüvensiz olmaya doğru itekliyorsunuz.

“Ne yani pekiyi aldığında takdir etmeyeyim mi?” dediğinizi duyar gibiyim. Şöyle bir takdire ne dersiniz? “Hedefledin, çalıştın, sonunda da harika notlar aldın. Seninle gurur duyuyorum!” Çocuğumuzun çabalarını nasıl takdir etmemiz gerektiği hakkında yazılmış çok güzel bir makale var, okumanızı çok isterim: Neden Oğluma Asla Zeki Olduğunu Söylemeyeceğim.

İnsanın her ağzından çıkanı ölçüp biçmesi, kontrol etmesi mümkün değil tabi. Yani mümkün de, kendimizin inanmadığı bir şeyleri çocuğumuza öğretmeye çalışırken bir yerlerde açık vermemiz, samimiyetsiz durmamız kaçınılmaz. Çocuğumuzu büyüyen bir zihin yapısında yetiştirebilmemize giden yol, aynı uçaklarda yaptıkları anons gibi “gaz maskesini önce kendimize sonra çocuğumuza” takmaktan geçiyor. Yani önce kendimiz “büyüyen zihin yapısına” geçeceğiz. Nasıl mı?

Ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun:
Yorum katarak söylediğiniz her cümleye dikkat kesilin! Yetenekler, başarı, para, zeka hakkında ne gibi cümleler sarf ediyorsunuz, içinizden neler geçiyor? Siz ya da çocuğunuz bir konuda sıkıntı yaşadığında “zaten” ile başlayan ne gibi cümleler aklınıza üşüşüyor? Bir işi beceremediğinizde nasıl yapabileceğinizin yollarını aramak yerine bahaneler mi buluyorsunuz? Bu tip cümlelerinizin, düşünce kalıplarınızın farkına varmak bu işin ilk adımı.

Her şeyin kendi seçiminiz olduğunu bilin:
Tüm bu cümleleri aslında, öyle olduğuna inandığınız için kuruyorsunuz. Yani engelleri, sorunları, eleştirileri nasıl karşıladığınız, nasıl cümlelerle yorumladığınız tamamen kendi seçiminiz. Yani basketbol takımına seçilmediğinizde, sabit zihin yapısıyla, “zaten boyunuzun basketbol için çok kısa olduğuna” inanmaya devam edebilirsiniz. Ya da geçen hafta da anlattığım Jordan örneğindeki gibi aksinin de mümkün olduğunu bilip, bu konuda çaba gösterebilirsiniz. Seçim sizin!

Başka türlüsünün mümkün olduğunu kendinize hatırlatın:
“Kendi kendinizle konuşun” diyorum aslında. Madem başka türlüsü mümkün, o zaman sabit zihin yapısında olduğunu fark ettiğiniz cümleleri değiştirin. İkna edin kendinizi. Aksi durumlarla ilgili örnekleri kendinize hatırlatın. Örneğin “iyi bir kariyer için iyi bir okuldan mezun olmak gerekir” diye bir düşüncenizi yakaladıysanız, standart bir eğitim almasına rağmen gönlünü koyup kariyerinde iyi yere gelen insanların hikayelerini dinleyin.

 

Biliyorum, gerek kültürel yapımız gerekse eğitim sistemimiz göz önüne alındığında bunlar çok kolay değişebilecek şeyler değil. Ama bizim çaba gösteren, yeni şeyler deneyen, hata yapmaktan korkmayan bireyler olduğumuzu gören çocuklarımız da öyle olacaklar. Öğrendiklerini “iyi not almak” için değil, pratikte de kullanmak için ve öğrenirken keyif alarak öğrenecekler. Sadece bildiği ve emin olduğu konulara takılıp kalmak yerine yeni yeni şeyler deneyerek sürekli gelişecekler. Ne bizim için, ne de çocuklarımız için geç değil!
 
Beynin de tıpkı kaslar gibi kullandıkça, pratik yaptıkça geliştiğini unutmayın. Ve hatalar pratik yapabilmemizin en iyi yolu!
 
Her şeyi öğrenebiliriz! Yeter ki büyüyen zihin yapısına geçelim.
Birde bu  videoyu izleyin isterseniz “You can learn Anything”
 
 

 
 KAYNAKLAR:
 

1.     https://www.mindsetworks.com/page/increase-students-motivation-grades-and-achievement-test-scores.aspx

2.     http://mindsetonline.com/changeyourmindset/natureofchange/index.html

3.     http://www.brainpickings.org/2014/01/29/carol-dweck-mindset/

4.     http://www.huffingtonpost.com/tracy-cutchlow/why-some-kids-try-harder-and-some-kids-give-up_b_5826816.html

5.     http://www.huffingtonpost.com/smart-parents/growth-mindset-parenting_b_6951252.html

6.     http://mindsetonline.com/changeyourmindset/firststeps/

7.     https://alumni.stanford.edu/get/page/magazine/article/?article_id=32124

 
 
 
 

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
Ad Soyad
E-posta adresiniz
Mesajınız
Güvenlik Kodu
GÖNDER